Knives Out: Wake Up Dead Man ile Geri Dönüş
Rian Johnson tarafından yönetilen Knives Out serisinin en son filmi olan Wake Up Dead Man, Toronto Uluslararası Film Festivali’nde (TIFF 2025) tanıtıldı. Johnson, “tekrar kiliseye dönüyoruz” diyerek, eserin Edgar Allan Poe’nun gotik atmosferleri ve klasik whodunit unsurlarını yeniden keşfettiğini ifade etti. Bu film, daha önceki yapımlara göre daha karanlık ve ruhsal bir his taşıyor; ancak, yine de özgün Knives Out tadını koruyor. İzleyiciler arasında birçok şaşırma anı oldu ve ben de onlarla birlikte filme verilen ilk tepkileri yaşadım.
Filmin Karanlık Teması ve Karmaşıklığı
Benoit Blanc (Daniel Craig), bu serideki üçüncü macerasında, New York‘ta küçük bir kilise topluluğunda işlenen bir cinayeti araştırıyor. Blanc, genç bir papaz (Josh O’Connor) ve yerel şerif (Mila Kunis) ile birlikte çalışarak bu karmaşık vakayı çözmeye çalışıyor. Johnson, hikayeyi “imkansız” olarak tanımlıyor ve bu karmaşıklık, filmin ilginç ve sürükleyici bir dizi dönemeçler oluşturmasına olanak tanıyor. Film, izleyiciyi derin bir duygusal zirveye ulaştırmak için sürekli olarak yükselen bir gerilim yaratıyor.
Knives Out’un bu yeni filmi, karamsarlığın yanı sıra, en komik anlarıyla da dikkat çekiyor. Hem gizem dolu hem de mizahi unsurlarla bezeli bir biçimde ilerliyor.
Ekstra Filmler ve Çeşitlilik
Bu festivalde izlediğim diğer filmler arasında karanlık bir komedi, çok katmanlı bir suç dramı ve etkileyici bir aksiyon filmi bulunuyor. Almanya’da geçen ve bir influencer’ın karanlık yüzünü ele alan gergin bir film, izleyiciler üzerinde derin bir etki bıraktı. Diğer bir film ise Suudi Arabistan‘da geçen bir suç gerilimi; film, düşündürücü bir dönüş yaparak izleyenleri şaşırttı.
Bir başka dikkat çekici yapım ise, çocukların ne kadar kötü olabileceğini irdeleyen bir komedi. Son olarak, beklenmedik döngüler ve estetik dövüş sahneleri ile dolu bir aksiyon filmi de göze çarpıyor. Ancak ne yazık ki, bu filmlerin çoğunun geniş bir izleyici kitlesi ile buluşması için henüz bir vizyon tarihi yok.
Influencer Dünyasında Büyümek
Luca (Maja Bons), başarı dolu bir influencer ailesinin tek çocuğudur. Hayatının her önemli anı bir kameranın önünde gerçekleşmiştir. Zengin ama yalnız bir yaşam süren Luca, ailesinin yeni bir çocuk sahibi olma planları ile hayatını sorgulamaya başlar. Film, başta Luke’nin iç dünyasına odaklanarak hem boğucu hem de düşündürücü bir atmosfer sunuyor. Ancak zamanla hikaye dağılmaya başlıyor ve bazı yan hikayeler göz ardı ediliyor.
Okul Öğretmeninin Çatışmaları
Maria (Saoirse Ronan), sınıfındaki tek sorunlu çocukla başa çıkmaya çalışıyor. Bir gün bu çocuk sınıftan ayrıldığında, herkesin hayatı daha da iyiye gider. Ancak, gelişen olayların farklı bir yönü ortaya çıkıyor ve Maria’nın bu durumla başa çıkma biçimi komik bir hal alıyor. Film, öğretmenin doğru olan ile daha büyük bir iyilik arasında nasıl denge kurmaya çalıştığını irdeliyor.
Suudi Arabistan’da Bir Cinayet Soruşturması
Nawal (Mila Alzahrani) bir polis sekreteri ve aynı zamanda gerçek suç hikayelerine tutkun bir bireydir. Bir cinayet soruşturmasında yardım istemesi sonucunda, bu duruma olan takıntısı ona beklenmedik zorluklar getiriyor. Suudi Arabistan gibi bir ortamda bir kadının suç çözme çabasının zorlukları, filmin ilgi çekici unsurlarından biridir. Ancak sonun beklenmedik şekli, filmin yarattığı olumlu havayı zedeliyor.
Ders çıkarılması gereken birçok روایت barındıran bu filmler, izleyicilere farklı bakış açıları sunarken, her birinin içinde derin ve anlamlı temalar barındırıyor. Toronto Uluslararası Film Festivali, bu yıl sinemanın çeşitliliğini ve zenginliğini bir kez daha gözler önüne serdi.


