Mortal Kadınların Mitolojik Temsili
Klasik mitolojide, ölümlü kadınlar genellikle kötü bir muameleye maruz kalıyor. Çoğu zaman basit, şanssız kurbanlar olarak ya da daha karmaşık vakalarda, suç işlemeden gerçek canavarlara dönüştürülüyorlar. Prens ve çamaşır kadınlarının, yoldan çıkmış ölümsüzlerin keyfince ezilmesi neredeyse ilerici bir durum olarak görülebilir, fakat sadece “neredeyse”. Bu durum, kadınların hikâyesinin çoğu zaman görmezden gelinmesi anlamına geliyor.
Sirens: Yeni Bir Netflix Dizisi
Netflix’in beş bölümlük sınırlı serisi Sirens, bu temaları ele alırken zorlayıcı bir bakış açısı sunuyor. Yazar ve yaratıcı Molly Smith Metzler, oldukça geniş sosyal eleştiriler, melodram ve formulaik gerilim öğelerini harmanlamaya çalışıyor. İlk birkaç bölümde farklı unsurların nasıl bir araya geldiğini görmek ilgi çekici olsa da, bu unsurların yüzeysel ironi dışında bir bütünlük sunmaması dikkatimi dağıttı. Serinin güçlü fakat yeterince ön planda olmayan bir kadrosu, izleyiciyi elde tutan bir unsurdu.
İlk Bölüm: Bir Başlangıç
Dizi, Julianne Moore‘un canlandırdığı gizemli Michaela Kell karakterinin bir tepe kenarında durarak bir şahin açmasıyla başlıyor. Bu sahne, bazı izleyicilere antik Yunan mitolojisinde denizcileri güzel sesleriyle kayalıklara çeken Sirens‘i hatırlatıyor. Ayrıca, “Sirens” kelimesi iki kız kardeş Devon (Meghann Fahy) ve Simone (Milly Alcock) arasında bir acil durum kodu olarak da kullanılıyor; bu, sıradan bir edebi convenience’dan başka bir şey değil.
Devon, zor bir gece sonrasında Buffalo hapishanesinden serbest bırakılıyor ve acil bir durumu simgelemek için Simone’u aramaya çalışıyor. Sorunları ise, babalarının erken yaşta gelişen demenşia hastalığı. Devon, annelerinin trajik ölümünden sonra belirli hayallerinden vazgeçerek Simone’a destek olmaya çabaladı fakat tek başına yük almak istemiyor.
İlişkiler ve Sınıf Eleştirisi
Simone, varlıklı bir insanın yanında asistan olarak çalışarak lüks bir yaşam sürüyor. Bu durum, Devon’un kız kardeşini geri kazanmaya çalışırken karşılaştığı zorlukları artırıyor. Bahsedilen lüks ortam, sınıf eleştirilerini ortaya koysa da, bu eleştirilerin derinliği tartışmaya açıktır. Seride Kevin Bacon‘ın canlandırdığı milyarder Peter karakterinin karısı olan Michaela, ham ama etkileyici bir sosyalite figürü olarak karşımıza çıkıyor.
Devon, hapseden kurtulmadan yola çıkarak Simone’u sürpriz yapmak için alıyor. Ancak Yale mezunu kardeşi, bir şekilde yeni bir kimliğe bürünmüş. Yeni görünümü ve zengin, yaşı uygun olmayan erkek arkadaşıyla beraber, Devon’un bu “kült” durumu anlaması için mücadele etmesi gerekiyor.
Mitolojik Temalar ve Yüzeysellik
Sirens‘te mitolojik referanslar sürekli karşımıza çıkıyor; bu da kayıpların ve kayıkçılıkların atasözleri gibi görüldüğü bir atmosfer yaratıyor. Ancak, bu unsurların derinliği oldukça yüzeysel. Mekânların dış görünüşü ve iyilik-kötülük tezatları zaman zaman sorgulayıcı bir hale gelse de, bu sorgulama genellikle mekanik bir biçimde gelişiyor.
Hayal gücünün ve gerçekliğin arasında gidip gelen bir anlatım sunuluyor. İlk bölümlerde sunulan sanatsal görsellik, ilerleyen bölümlerde etkisini kaybediyor.
Komedi Unsurları ve Hüsran
Sirens‘in birçok başarılı noktasında komedi unsurları öne çıkıyor. Koca ve karısı arasındaki uzaklık, “Artık yırtıcı kuş koruma projene önem vermiyor musun?” gibi abartılı diyaloglarla ortaya konuyor. Michaela’nın sürekli yanında bulunan ve zaman zaman birlikte “WAP” şarkısını söyleyen üç ilaç bağımlısı arkadaşının varlığı, komedisinin absürt ve karikatürel yönlerini pekiştiriyor.
Ancak, trajedi ve mizah unsurlarının dengeli bir şekilde sunulamaması, diziyi ağır bir hale getiriyor. Sirens, kurgusunun daha kısa ve özlü bir oyuna dönüşmesi gerektiğini düşündürtüyor. Yazar Metzler, daha önce “Maid” gibi karamsar eleştirilerde başarılı bir şekilde mizahi unsurları entegre edebilmişken, burada başarılı olamıyor.
Sahne Performansları ve Karakter Gelişimi
Mükemmel sahne performansları sunan Fahy, seride izleyiciye duygusal derinlik sağlamaya çalışıyor. Ancak, diğer karakterlerle olan kimyası yeterince kuvvetli değil. Kız kardeşler arasındaki aşın iletişim gerçekçi bir şekilde yansıtılsa da, ana karakterlerin birer karikatür gibi yansıtılması, derinliği kaybettiriyor.
Sirens, bugünün Amerikan varlıklı sınıfı ile antik Yunan tanrılarının ayrıcalıkları arasında ilginç bir paralellik kurarken, zenginliğin içsel boşluğunu ve cömertlik maskesini başarılı bir şekilde ele alıyor. Ancak, tüm bu unsurların birleşmediği ve yüzeyde kaybolduğu bir yapıdan bahsediyoruz.
Son Sözler
Kısacası, Sirens hem eğlenceli hem de düşündürücü unsurları içeriyor; fakat net bir mesaj ve kurgu derinliği sunamıyor. Modern toplumun zenginlerinin içindeki boşluğu sorgulayan bir hikaye sunarak, aslında daha derin anlamlara ulaşma fırsatını kaçırıyor. Gözden kaçan detaylarla dolu olan bu dizi, birçok izleyici için unutulmaz bir deneyim sunamayabilir.


