Trump yönetimi, sosyal medya düzenlemelerinde yer alan bazı savunucuları ABD’ye almama hakkı için mücadele veriyor.
ABD Bölge Mahkemesi Hakimi James Boasberg, Çarşamba günü, bağımsız teknoloji araştırması için kurulan sivil toplum kuruluşu Coalition for Independent Technology Research (CITR) ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve diğer Trump yönetimi yetkilileri arasında devam eden bir davayı dinledi. Davaya konu olan bir politikadır ve bu politika, “Amerikan teknoloji platformlarının küresel içerik düzenleme politikaları benimsemesini talep eden” yabancı yetkililere vize kısıtlaması getirmektedir. CITR, bu politikayı engellemek için acil bir tedbir kararı talep etmektedir. Dışişleri Bakanlığı, çevrimiçi dezenformasyon konularında çalışan beş kişiye yaptırım uyguladığında bu politikayı referans göstermiştir. CITR, bu politikanın devam etmesi halinde içerik düzenleme ve çevrimiçi dezenformasyon konularında araştırmalar yapan kişilerin susturulacağını ileri sürmektedir.
Bahsi geçen politika, geçen yıl Mayıs ayında açıklanmıştı ve Dışişleri Bakanlığı Aralık ayında yaptırımları uygulamıştı. Bakanlık, yaptırımların hedeflerinin “yabancı devletler tarafından sansürü artırmaya yönelik olduğunu” belirtmiştir. Yasaklılar arasında eski AB yetkilisi Thierry Breton ile beraber CITR üyesi olan Center for Countering Digital Hate (CCDH) ve Global Disinformation Index (GDI) yöneticileri bulunmaktadır. Yaptırımlara maruz kalan CCDH CEO’su Imran Ahmed, CITR’e göre yasal olarak kalıcı ABD sakini.
“Sakinleştirici bir etkinin en kötü yanlarından biri, gerçekleşmeyecek olan tüm araştırmalardır.”
CITR, bu politikanın akademisyenlerin özgürce konuşma ve yayımlama yeteneklerine zarar verdiğini savunuyor. Araştırmacılar, VISA durumlarını tehdit edebilecek işlerini kamuya açık şekilde tartışmaktan çekinmek zorunda kaldıklarını ve uluslararası seyahat öncesinde belirli araştırmaları yayımlamayı ertelediklerini belirtiyorlar. CITR yürütme direktörü Brandi Geurkink, duruşma sonrası bir basın toplantısında, “Sakinleştirici bir etkinin en kötü yanlarından biri, gerçekleşmeyecek olan tüm araştırmalardır.” dedi.
Hükümetin savunması büyük ölçüde bu politikayı çok dar bir perspektiften okumaya dayanmaktadır. Avukat Zack Lindsey, bunun yalnızca yabancı hükümetler için çalışan kişilerin davranışlarını hedef aldığını iddia etti. Dolayısıyla bağımsız araştırmacıların korkması için bir neden bulunmadığını öne sürmektedir. CITR adına savunma yapan Knight First Amendment Institute’ten kıdemli avukat Carrie DeCell, Ahmed gibi kişilerin bir yabancı hükümetle uyum içinde olduğuna dair herhangi bir kanıt bulunmadığını dile getirmiştir. Boasberg, Lindsey’e, “Eğer politika, varsayılan kriterlerinin dışında uygulanıyorsa, bu durum argümanınızı patlatmaz mı?” diye sordu. Lindsey, Ahmed’in gerçekte bu politika altında hedef alınmadığını savundu. Ancak Rubio’nun, Ahmed’in sınır dışı edilebileceğini belirten bir notta bu politikadan bahsettiğini iddia etti.
Genel itibarıyla Lindsey, bir yabancı devletle iş birliği yapmanın ne anlama geldiğini belirsiz bırakmıştır; bu belirsizlik DeCell’e göre “tam da amacın bir parçası gibi görünüyor.” Dışişleri Bakanlığı, belirli bir politika doğrultusunda vize kısıtlamalarını geniş bir şekilde uygulama hakkını korumaya çalışıyor.
Mahkeme kararının, CITR’nın davayı açma hakkının olup olmadığı gibi teknik sorulara bağlı kalması bekleniyor. Ancak Boasberg, hükümetin öne sürdüğü bir başka önemli iddiayı sorguladı: mahkemenin, yalnızca bir bireysel vize sahibinin sınır dışı edilmesi durumunda bir politikayı anayasaya uygun bulma hakkı var mıdır? “Ne kadar saçma bir politika olursa olsun, anayasaya bir itiraz olamaz mı?” diye sordu. Yakında bu politikanın durdurulup durdurulmayacağına ve kalıcı zararın önlenmesi gerektiğine dair karar verecek. “Her şeyi çözmek için elimden geleni yapacağım.” dedi Boasberg.

