Cold Court, Philadelphia’dan bir kardeş ikilisi, tüm etkileşimlerini karmaşık bir harman içinde sunmaktan keyif alıyor; bu durum, 100 Gecs gibi hiperpop sanatçılarından bekleneni yüzeysel bir şekilde andırıyor. “Dumbest Girl Alive” gibi parçalar pop punk ve emo’ya eğlenceli bir şekilde selam dururken, Cold Court biraz daha ciddiyetle yaklaşıyor ve bu, kötü bir şey değil.
Grubun ilk EP’sinin açılış parçası “Nina”, Franz Ferdinand veya Test Icicles gibi dans punk gruplarını anımsatan bir tonla başlıyor. Ancak, bir dakika geçince o skuzzy riff, beat repeater’dan geçirilip kesiliyor. Bir dakika sonra, Mars Volta’yı hatırlatan hafif bir proggy köprü beliriyor ve tüm parça, glitch ve dijital kaosla sonlanıyor.
Bu kayıt genel olarak bu şekilde devam ediyor. Hands Up albümündeki parçalar, açıkça davul ve gitarda başlamış. Ancak Mini ve Jojo, yarattıklarını bir bilgisayarın içine aktararak katmanlar eklemiş, parçaları yeniden düzenlemiş ve efektler yüklemiş. “Burn” adlı single, tüm parçaların bir araya geldiği belki de en iyi örnek. Büyük rock riff’leri, Daft Punk tarzı synth’ler, dubstep kesim, autotune’lu vokaller ve hatta bir rap köprüsü içeriyor. Ama bu parçanın tamamı, “Sadece yanmasını istiyorum, senin sözün umurumda değil,” diye haykırırken, tutarlı ve kaynayan bir bütün gibi hissediliyor.
Sözler derin olmasa da bu durum işliyor.
Cold Court’ın eserleri, kesinlikle maksimumcılığın bir örneği. Ancak her parça “Burn” kadar büyük değil. “Cola” daha yavaş ilerliyor, bazı katmanları geri alıyor ama ses seviyesini azaltmıyor. “Glass” neredeyse matematik rock’a dönüşüyor; gitarlar kesilip yeniden işleniyor. EP’nin kapanış parçası “Light” ise abartılı ve ışıltılı bir prog deneyimi sunuyor.
Tam bir albüm boyunca bu sürekli saldırı yorucu hale gelebilir. Ancak yalnızca 21 dakikalık süresiyle Hands Up, fazla uzatmadan, hoş bir etki yaratıyor. Genç ikilinin nasıl evrileceğini görmek ise heyecan verici olacak.
Cold Court’ın müziği sizi kendine çekiyor mu?

