İngiltere Hükümeti’nin Filistin Üzerine Açılamaları
Son dönemlerde, İngiltere hükümeti tarafından yapılan açıklamalar, Gazze’nin yaşadığı insani kriz karşısında önemli bir farkındalık oluşturmuştur. Dışişleri Bakanı David Lammy, 20 Mayıs’ta İngiltere‘nin parlamento toplantısında, İsrail‘in Gazze üzerindeki ablukasını "ahlaki açıdan yanlış" ve "İngiliz halkının değerlerine aykırı" olarak nitelendirdi. Bu açıklamalar, sadece İsrail’e karşı bir protesto değil, aynı zamanda serbest ticaret anlaşmalarıyla ilgili müzakerelerin askıya alınmasının da bir önünü açtı.
Batılı Müttefiklerden Gelen Eleştiriler
Bu açıklamalar, Batılı müttefiklerden gelen en belirgin eleştiriler arasında yer almakta. Ancak, bu eleştirilerin, 2023 yılı itibarıyla 50,000’den fazla Gazelinin hayatını kaybettiği bir bağlamda yapılması dikkat çekici. Bu, Batılı ülkelerin, İsrail’in insan hakları ihlallerine karşı neden daha önce harekete geçmediğini sorgulamayı beraberinde getiriyor. Belki de bu durumu anlamanın anahtarı, jeopolitik hesaplamalarda gizlidir.
Başka bir faktör, Eski ABD Başkanı Donald Trump‘ın Netanyahu’ya karşı duyduğu rahatsızlık. Trump, Netanyahu’nun stratejisini kendi mirası açısından bir yük olarak görmekte. Son dönemde Washington ile Tel Aviv arasındaki bu çatlak, İngiltere, Kanada ve Fransa‘nın, İsrail’in tutumuna ilişkin kaygılarını dile getirmeleri için bir diplomatik alan sağladı.
Diplomatik Müdahaleler ve İnsani Yardım İhtiyacı
Son günlerde, deneyimli diplomatlar, saygın uzmanlar ve insani yardım çalışanları tarafından yapılan güçlü müdahaleler, durumu daha da acil hale getirdi. BM Acil Yardım Koordinatörü Tom Fletcher, 13 Mayıs’taki BM Güvenlik Konseyi toplantısında, Gazze’deki insani krizin durdurulması gerektiğini vurguladı. Fletcher, 2.1 milyon insanın açlık tehdidi altında olduğunu belirterek, uluslararası topluma cesur bir çağrıda bulundu. "Yardım gelmezse 14,000 bebek ölecek," ifadeleri, durumun ciddiyetini gözler önüne seriyor.
Ülkelerin Sorumluluğu ve Eyleme Geçme Zamanı
İsrail’e destek veren ülkelerin, kendi sorumluluklarının farkına varması gerekiyor. Moral öfke yeterli değil; Batılı ülkeler gerçekten İsrail’in eylemlerinin "canavari" ve "kabul edilemez" olduğunu düşünüyorsa, somut adımlar atmalılar. İşte bu bağlamda, önerilen üç somut eylem:
Silah İhraçlarını Durdurma: İngiltere ve müttefikleri, hemen tüm silah ihracatlarını ve ilgili bileşenleri durdurmalı. Mevcut tedbirler, yalnızca %10 oranında silah lisansının askıya alınması, kesinlikle yetersiz.
Anlamlı Yaptırımlar Uygulama: Küçük varlık dondurmaları yerine, İsrail’in üst düzey yöneticilerine yaptırımlar uygulanmalı. Bezalel Smotrich gibi isimler, son dönemdeki aşırı söylemleriyle hedef alınmalı. Aynı şekilde, savaş suçlarıyla yargılanan Başbakan Netanyahu’ya yönelik yaptırımlar uygulanmalı.
- Filistin Devleti’ni Tanıma: İngiltere, İrlanda, Norveç ve İspanya gibi Avrupa ülkelerini izleyerek Filistin Devleti’ni tanımalı. İki devletli çözüm çağrısı yaparken, sadece bir devleti tanımak, etkisiz ve ikiyüzlü bir yaklaşım olacaktır.
Gelecek İçin Umut
Son günlerde Londra, Paris ve Ottawa’dan gelen ifadeler memnuniyetle karşılansa da, bu güçlü sözlerin arkasında anlamlı yaptırımlar ve somut adımlar olmalı. Yoksa tüm bu yapıcı açıklamalar, sadece birer boş söylem olarak kalacaktır.
14,000 bebeğin hayatı söz konusu olduğunda, eyleme geçmek adına zaman hızla geçiyor. Bu durumda, Batılı ülkelerin atacağı adımlar, tarihi sorumluluklarını belirleyecek ve gelecekte daha fazla kaygı ve eleştirinin hedefi olmaktan kaçınmak adına önem arz edecek. İnsani bir kriz ile karşı karşıyayken, sözlerin ötesine geçmek ve somut eylemlerle duruma el koymak artık şart.
İngiltere ve diğer Batılı ülkelerin, İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği eylemler karşısında gerçek bir duruş sergilemesi, basit bir tercih değil, insani bir zorunluluk haline gelmiştir.


