Antarktika, iklim değişikliği nedeniyle beklenmedik ve muhtemelen geri döndürülemez değişiklikler yaşıyor. Bu değişiklikler, global okyanusların metrelerce yükselmesine neden olabilir ve gelecek nesiller için “felaket sonuçları” doğuracaktır. Bilim insanları, bu konuda ciddi uyarılarda bulundular. Nitelikli uzmanların yaptığı kapsamlı bir bilgi incelemesi, bu bölgedeki hızlanan değişimlerin genellikle küresel ısınmanın hem nedeni hem de etkisi olduğunu ortaya koyuyor. “Nature” dergisinde yayımlanan bir çalışmaya göre, CO2 emisyonlarının sınırlanması ve küresel ısınmanın en az 1.5 derece Santigrat’ı aşmasının önlenmesinin çok önemli olduğu vurgulanıyor.
Çalışmanın baş yazarı olan Avustralya Ulusal Üniversitesi profesörü Nerilie Abram, “Antarktika, buzullarında, okyanusunda ve ekosistemlerinde hızlı değişimlerin endişe verici belirtilerini gösteriyor. Bu ani değişikliklerin bazılarını durdurmak zor” dedi. Antarktika’nın iklim sisteminin farklı yönlerindeki değişimler birbirini güçlendiriyor ve bu değişimler, küresel ısınmanın hızını da artırıyor.
Deniz Buzlarının Geri Çekilmesi
Uydu verilerinin mevcut olduğu ilk 35 yıl boyunca biraz artış gösteren Antarktika deniz buzunun kaplaması, son on yılda dramatik bir düşüş yaşadı. 2014’ten bu yana, deniz buzu ortalama 120 kilometre (yaklaşık 75 mil) geri çekildi. Bu gerileme, son yirmi yılda Arktik deniz buzunda yaşanan düşüşten yaklaşık üç kat daha hızlı gerçekleşti.
2025 Temmuz ayında, her iki yarım küredeki günlük deniz buzu uzantısı, 47 yıllık uydu kayıtlarındaki en düşük üçüncü seviyeye ulaştı. NASA’nın 2020’de yayımladığı verilere göre, Antarktika ve Grönland arasında, 2003 ile 2019 yılları arasında binlerce gigaton buzul kaybı yaşandı. Bu, dünya genelinde okyanus seviyesinin yarım inçten fazla yükselmesine dolaylı olarak katkıda bulundu.
Sonbahar ayında, bilim insanları Antarktika Buz Tabakası olarak bilinen Thwaites Buzulu’nun “daha hızlı bir şekilde deteriorasyona uğrayacağı” konusunda uyarılarda bulundular. Uluslararası Thwaites Buzulu İşbirliği tarafından gerçekleştirilen araştırma, Thwaites buzulundan ve çevresindeki diğer buzul alanlarından denize akan su hacminin 1990’lardan 2010’lara kadar iki katına çıktığını belirledi.
Deniz buzundaki bir “rejim değişikliği” kanıtı, mevcut eğilimler doğrultusunda Antarktika’nın yaz aylarında neredeyse tamamen açık hale gelebileceğini gösteriyor. Bu durum, bölgedeki ısınmayı hızlandırarak bazı deniz türlerinin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmasına neden olabilir. Örneğin, son iki yıl içinde, bazı imparator penguen yavruları, deniz buzunun alışılmadık bir şekilde erken erimesi nedeniyle dondan veya boğulmadan öldü.
2023’te Bellingshausen Denizi bölgesindeki beş izleme noktasından dördünde yavru penguenlerin %100’ü kaybedildi. Deniz buzunun aksine, buzul tabakaları ve bunlarla bağlantılı buz rafları kara üzerinde ya da karada desteklenmektedir. Sadece sanayi öncesi seviyelere kıyasla dünya sıcaklığının 5 derece Santigrat artması, Antarktika’nın tamamının erimesine yol açabilir. Bu durum, dünya okyanuslarının neredeyse hayal edilemez 58 metre (yaklaşık 200 fit) yükselmesi anlamına gelir.
Geri Dönüşü Olmayan Nokta
Şu ana kadar yaşanan küresel ısınma, ortalama 1.3 derece Santigrat’a ulaşmış durumdadır. Bu, buz tabakalarının en az üç metre deniz seviyesi yükselmesine yol açacak bir eşik noktasına yaklaşmaktadır. Bu durumda, kıyı bölgeleri çok sayıda insan tarafından ikamet edilen alanlar haline gelecektir. Abram, “Batı Antarktika Buz Tabakası’nın durdurulamaz çöküşü, en endişe verici küresel dönüm noktalarından birisidir. Geçmiş veriler, bunun 2°C’nin altında bir küresel ısınma ile tetikleneceğini göstermektedir” dedi.
Bir diğer olası risk, Antarktika’nın Ters Dönüşüm Dolaşımı’nın çökmesidir. Bu okyanus akıntıları, bölgede ve küresel ölçekte ısı ve besin desteklenmesini sağlamaktadır. Bu akıntılardaki “hızlı ve önemli bir yavaşlama” başladı ve 125.000 yıl önceki önceki interglasyal dönemlerde, günümüz koşullarına benzer bir çöküş yaşandığını gösteren kanıtlar bulunmaktadır.
Bu tür bir çöküş, iklim ve ekosistem üzerinde yaygın etkiler yaratacak; küresel ısınmanın artması ve okyanusun CO2 emme kapasitesinin düşmesi gibi sonuçlar doğuracaktır. Sonuç olarak, birbirine bağlı bu değişiklikleri yavaşlatmanın tek yolu, atmosfere daha fazla ısıtıcı gaz eklemeyi durdurmaktan geçmektedir. Abram, “Önümüzdeki on yıl veya iki içinde alacağımız sera gazı emisyonu kararları, ne kadar buz kaybedeceğimizi ve bunun ne kadar sürede gerçekleşeceğini belirleyecektir” ifadesinde bulundu.


