Trump yönetimi, derin deniz madenciliğini hızlandırmak için bir adım daha attı ve daha önce dokunulmamış olan mineralleri araştırmak ve ticari olarak çıkarmak için “birleştirilmiş” bir izin süreci açıkladı.
Bu mineraller, denizlerin derinliklerinde yer alıyor ve tek bir ulusun ulusal yetki alanının ötesinde bulunuyor. Bu da, Trump’ın uluslararası bir madencilik kodunu atlatma çabaları nedeniyle büyük bir tepkiyle karşılanmasına neden oldu. Bilim insanları ve deniz savunucuları, derin deniz tabanını rahatsız etmenin, dünyanın dört bir yanındaki kıyı topluluklarına zarara yol açabilecek zincirleme olaylara yol açabileceği konusunda uyarıda bulunuyor.
Bu endişeler, derin denizden elde edilecek minerallerden fayda sağlayabileceği düşünülen bazı şirketleri bile, bu minerallerin üretimde kullanmama sözü vermeye itmiş durumda. Derin deniz, şarj edilebilir piller için kullanılan nikel, kobalt, manganez ve diğer mineralleri içeren polimetalik nodüllerle dolu.
Derin deniz tabanını rahatsız etmek, beklenmedik sonuçlar zincirine yol açabilir.
Trump yönetiminin duyurduğu yeni kurallar, Amerikan şirketlerinin bu mineralleri çıkarmasını kolaylaştıracak. Şirketler genellikle önce keşif izni için başvuruda bulunuyor, bu izin onlara bir alanı inceleme ve değerlendirme fırsatı tanıyor. Ardından, ticari kurtarma izni için başvuru yapıyorlar. Artık her iki başvuruyu aynı anda yapabilecekler. Ayrıca, birleştirilmiş başvuru süreci nedeniyle çevresel inceleme süresi kısalacak, çünkü yalnızca tek bir çevresel etki raporu gerekebilir.
Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’nin (NOAA) hazırladığı güncellenmiş kurallar, geçen Nisan ayında Trump’ın imzaladığı bir başkanlık kararnamesinin bir uzantısı olarak, federal ajansların lisans verme sürecini hızlandırmasını öngörüyor. Bu kararnamede, “Çin’in deniz yatağı mineral kaynakları üzerindeki artan etkisini karşılamak” için lisans verme süreçlerinin hızlandırılması talep ediliyor.
Diğer liderler, Trump yönetiminin uluslararası hukuku ihlal ettiği konusunda eleştirilerde bulundular. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) ile oluşturulan Uluslararası Deniz Havzası Otoritesi (ISA), “tek taraflı olarak kaynakların sömürülmesi, bu kaynakların tek bir devlete ait olmamakla birlikte, tüm insanlığa ait olduğunun dikkate alınarak yasaktır” demektedir.
Trump yönetimi ise, dün yayımlanan bir 113 sayfalık belgede, NOAA’nın “ulusal yetki alanının ötesindeki alanlarda ABD vatandaşlarına lisans ve izin verme yetkisine sahip olduğunu” iddia ediyor. Belgede, ayrıca ISA’nın yalnızca Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne taraf olan ülkeler için derin deniz madenciliğini düzenlediği öne sürülüyor; ABD bu sözleşmeye taraf olmamaktadır.
ISA, herhangi bir ticari derin deniz madenciliğini yönetmek için resmi bir madencilik kodunu nihayetlendirme konusunda kilitlenmiş durumda. Kırk ülke, insanlığın deniz tabanı ve onu rahatsız etmenin olası sonuçları hakkında hâlâ çok az şey bildiğini belirterek, derin deniz madenciliği için bir moratoryum veya yasak talep etti. Otomotiv ve teknoloji şirketleri, Apple ve Google da dahil olmak üzere, geçen ay bir moratoryumu desteklemiştir.
“Keşfedilmemiş derin okyanus alanlarında madenciliği hızlandırarak, Trump yönetimi pratiği olarak çevresel bir felakete davet çıkarıyor” diyen Korumalı Yaşam Merkezi’nden kıdemli avukat Emily Jeffers, The Verge’ye yaptığı açıklamada bu sözleri sarf etti. “Derin deniz madenciliği okyanusu sonsuza dek değiştirebilir, ancak Trump yetkilileri, bu az bilinen ekosistemlerin sömürüsünü onaylamakla kalıyorlar.”


