Dystopik Bir Vizyon: The Running Man ve Günümüz Gerçekliği
The Running Man: Eski ve Yeni
The Running Man, 38 yıl sonra yeniden ekranlarımıza döndü. Yeni versiyon, Glen Powell’ın canlandırdığı Ben Richards karakteri etrafında şekilleniyor. Richards, çeşitli işlerinden isyan nedeniyle kovulmuş ve hasta bir çocuğa bakmak zorunda kalan bir adam. Sonunda, “denemeye katılan en öfkeli adam” olarak tanımlandığı için, hayatta kalma mücadelesi vereceği bir oyun şovuna katılmaya zorlanıyor.
Yeni versiyon, orijinaline kıyasla bazı değişiklikler içeriyor. Richards, artık video oyunu seviyeleri yerine, 30 gün boyunca gerçek dünyada hayatta kalmak zorunda. Bu süre zarfında, üstünde yer alan televizyon kameraları tarafından gözetleniyor, silahlı avcılar tarafından takip ediliyor ve genel halk, özel bir uygulama aracılığıyla stüdyolara izleyici olarak katılıyor. Hayatta kaldıkça ve peşindeki avcıları öldürdükçe daha fazla para kazanıyor. Huge bir izleyici kitlesine, “Running Fans” adı verilen beyinleri ekranlara yapışmış insanlara hitap ediyor.
Dystoplanın Yüzeyi
Bu yeni versiyonun senaristi ve yönetmeni Edgar Wright, hem Stephen King’in romanından hem de günümüz gerçekliğinden ilham alıyor. Modern Amerikan toplumunu, bir oyun şovunun yönetimi altında tahayyül etmek, oldukça çarpıcı. Gözlerimizin önünde gerçekleşen olayları izlemek gerçek bir ironi sunuyor.
İroni, absürd bir durum yaratarak toplumun çürük taraflarını ortaya sererken, güncel olayların bu durumu doğrulaması da dikkat çekiyor. Örneğin, bir youtuber’ın, katılımcılara on bin dolar vererek onları yılan dolu bir küvete oturtmasını sağladığı yarışmalar günümüz dünyasının nasıl bir eğlence anlayışına dönüştüğünü gösteriyor.
Satirizin Sıradanlaşması
Ancak burada en büyük sorun, satirenin artık abartılı olmaktan çıkmış olması. Kleptokrasinin dili, televizyon başında izleyicilerin keyifle seyrettiği gerçeklik yarışmalarını aşındırıyor. Netflix’in Güney Kore yapımı Squid Game dizisi, bu kavramı bir adım öteye taşıdı ve aslında bir komedi unsuru olarak başlamış, ancak dramatik bir gerçeklikte yer bulmuştur.
Sonuç: Gerçeklik ve Dystopi Arasında
The Running Man, özellikle günümüz bağlamıyla birleştiğinde, ütopik bir dünya sunmuyor. Aksine, var olan sorunları ve eğlence anlayışını yansıtan bir tablo çiziyor. Satirizmin bu kadar geriye düşmesi, izleyicileri düşündürmek yerine yalnızca eğlendiriyor. Yıllar sonra hala aynı temaların üzerinde dönen bir yapımın, aslında yaşamımızı teşhir eden bir ayna haline geldiği söylenebilir.
Daha önce hayal edilen distopyanın gerçekte yanımızda olması, izleyicileri korkutmalı; ancak en azından, hayatın kendisi, The Running Man evreninden daha ütopik değil. Dolayısıyla, yaşadığımız gerçeklik, yine de bazı açılardan kurgusal bir dünyadan daha az kötü olabilir.
Teknoloji
US-1

