Manhattan Enstitüsü ve Protestoların Suçlandırılması
Manhattan Enstitüsü, 1978 yılında kurulan, sağcı bir düşünce kuruluşudur. Bu enstitü, geçmişte 1990’ların New York şehrinde sıfır toleranslı polis uygulamalarının ortaya çıkmasına ve Trump yönetiminin “katkıda bulunma, eşitlik ve kapsayıcılık” programlarına karşı yürüttüğü sert kampanyalarla tanınmaktadır. Şimdi ise, küçük protesto ile ilgili suçların “sivil terörizm” olarak sınıflandırılmasına yönelik eyalet düzeyinde yasa değişiklikleri üzerine çalışmaktadır.
Sivil Terörizm Tanımlaması
Manhattan Enstitüsü, vandalizm, yol kapama veya bir protesto sırasında izinsiz giriş gibi küçük suçları, 18 ay hapis cezası ile sonuçlanabilecek suçlar olarak yeniden sınıflandırmak amacıyla bir yıllık bir kampanya yürütmektedir. Bu hareket, Trump yönetiminin, solcu organizasyonlar ve sosyal hareketler üzerindeki baskısını artırdığı bir dönemde gerçekleşmektedir.
Enstitü’deki hukuk politikaları araştırmacısı Tal Fortgang, sivil terörizmi savunurken, günümüz sol hareketlerinin “avare bir kanunsuzluk” sergilediğini belirtiyor. Fortgang, bu tür eylemleri al-Qaida ya da Hamas gibi şiddet içermese de, toplumda korku yaratmak ve halkı belli bir yönde değiştirmeye zorlamak amacı taşımaktadır. Ona göre protestoların içindeki karmaşık dinamikler, bu tür eylemleri terörizm olarak değerlendirmek için yeterli gerekçe sunmaktadır.
Yeni Yasal Düzenlemeler
Utah’da, Manhattan Enstitüsü’ne dayanan yeni bir yasa, “ağır bozucu davranış” tanımını genişleterek protesto sırasında yaşanan küçük suçların hapis cezasını artırmayı hedefliyor. Utah yasası, “yabancı organizasyonları yasadışı olarak desteklemek” gibi yeni suçlar da oluşturmayı amaçlıyor. Bu yasalar, sadece üç kişilik bir muhalefet ile sağlandı.
Öte yandan Arizona’da, Manhattan Enstitüsü tarafından hazırlanan bir diğer model yasa şu anda senatoya onay için sunulmuş durumda. Yerel demokratlar bu yasayı engellemeye çalışıyor, ancak geçen yıl benzer bir yasayı reddeden vali Katie Hobbs’un durumu değişken görünüyor.
Eleştiriler ve Tepkiler
Bu yeni düzenlemelere karşı ciddi eleştiriler mevcut. Eleştirmenler, bu yasaların demokratik eylemleri kısıtlayarak sosyal hareketlere karşı bir zorlama oluşturduğunu savunuyor. Sivil terörizm tanımının genişletilmesi, toplumsal muhalefeti susturmaya yönelik bir adım olarak değerlendiriliyor.
Sonuç olarak, Manhattan Enstitüsü’nün yaptığı bu girişimler, sosyal hareketlerin ve protestoların suç sayılmasını teşvik ederek, toplumsal eleştirinin gücünü zayıflatmayı hedefliyor. Bu, sadece ABD’deki sosyal hareketleri değil, tüm dünyadaki demokrasi ve insan hakları savunuculuğunu etkileyebilecek bir durumdur. Gelecek yıllarda bu yasaların nasıl uygulanacağının ve ne tür direnişlere yol açacağının takip edilmesi önemli olacaktır.
Teknoloji
US-1

