Astronomi camiasında karanlık maddenin doğası ve ilkel kara deliklerin oluşumundaki olası rolü hakkında uzun zamandır tartışmalar sürüyor. Varşova Üniversitesi’nden Przemek Mroz liderliğindeki bir bilim insanı ekibi tarafından yakın zamanda yürütülen büyük ölçekli bir çalışma, popüler teorilerden birine şüphe düşüren yeni veriler sağladı.
Kara deliklerin oluşumuna ilişkin klasik teori, kütlelerinin güneş minimumunu 20 kat aşan büyük yıldızların çökmesi sonucu ortaya çıkmalarını açıklar. Böyle bir yıldızın nükleer yakıtı bittiğinde, bir süpernova olarak patlar ve çekirdeği, kütleçekimi tarafından bir tekilliğe, devasa kütleçekimsel çekime sahip sonsuz yoğunlukta bir noktaya sıkıştırılır.
Bununla birlikte, yerçekimsel dalga dedektörleri kullanılarak yapılan son gözlemler, Samanyolu’ndaki bilinen nesnelerden önemli ölçüde farklı olan büyük kütleli kara deliklerin varlığını ortaya çıkardı. Bu, Evrenin şafağında madde yoğunluğundaki dalgalanmalardan oluşan ilkel kara deliklerin varlığına dair hipoteze yol açtı.
Araştırma ekibi, Şili’deki Las Campanas Gözlemevi’nde 1,3 metrelik bir teleskop kullanılarak gerçekleştirilen OGLE (Optik Yerçekimi Mercek Deneyi) projesinin 20 yıllık gözlemlerinden elde edilen verileri analiz etti. Bilim insanları, Büyük Macellan Bulutu’nda ilksel kara deliklerin varlığına işaret edebilecek yerçekimsel mikromerceklenme olaylarını arıyorlardı.
Araştırmanın sonuçları, ağırlığı 6,3 milyon güneş kütlesine kadar olan ilkel kara deliklerin karanlık maddenin %1’inden fazlasını oluşturamayacağını, 860 milyon güneş kütlesine kadar daha büyük nesnelerin ise %10’dan fazlasını oluşturamayacağını gösterdi. Bu keşif, ilkel kara deliklerin karanlık maddenin ana bileşeni olma olasılığını etkili bir şekilde ortadan kaldırıyor.


