Dünya, iklim değişikliğiyle ilgili en olumlu hedeflere ulaşsa bile, deniz seviyeleri 21. yüzyılda ve sonrasında büyük ihtimalle artmaya devam edecek ve bu da kıyı hattını yeniden şekillendirecek, yüz milyonlarca insanın hayatını tehdit edecektir. 2015 Paris Anlaşması’nın iddialı hedefi olan küresel ısınmayı 1.5°C altında tutmak, önemli ve hızlanan okyanus sarkması olaylarını önlemeyecektir. Yeni bir çalışma, uydu verilerine, paleo-iklim karşılaştırmalarına ve güncellenmiş tahminlere dayanarak, ısınmanın modest seviyelerinin bile gezegenin buz örtüleri üzerinde geri bildirim döngüleri başlatacağını ve deniz seviyesi artışının yönetilebilir sınırların ötesine geçeceğini göstermektedir.
Okyanuslar İki Kat Daha Hızla Yükseliyor, Yavaşlama Belirtisi Yok
Son otuz yıl içinde, deniz seviyesinin yükselme hızı iki katına çıkmış durumda ve bu hızın 2100 yılına kadar bir kez daha iki katına çıkması beklenmektedir. Eğer mevcut ısınma trendleri devam ederse, okyanusların önümüzdeki birkaç nesil içerisinde yılında bir santimetre yükselebileceği öngörülmektedir. “Küresel ısınmayı 1.5°C ile sınırlamak büyük bir başarı olurdu” diyen çalışma yazarı ve Durham Üniversitesi profesörü Chris Stokes, “Ancak bu hedefe ulaşılsa bile, deniz seviyesi artışının adapte edilmesi oldukça zor hale gelecektir.” ifadelerini kullanmıştır. Bugün deniz seviyesinin sadece bir metre altında yaşayan 230 milyon insan ve on metre içinde yaşayan bir milyardan fazla insan bulunuyor; bu nedenle, görece küçük bir artış bile büyük şehirlerde yıkıcı sel baskınlarına, kitlesel göçlere ve ortalama ortalamalarda trilyonlarca dolarlık ekonomik kayıplara yol açabilir.
Buz Tabakaları Çöküş Noktasına Yaklaşıyor: Grönland ve Antarktika Endişe Verici Durumda
Çalışmanın en endişe verici bulgularından biri, kutup buz örtülerinin bile mütevazi ısınmalara karşı duyarlılığıdır. Uydu gözlemlerine göre, Grönland ve Batı Antarktika buz tabakaları—birlikte deniz seviyelerini 65 metre yükseltmek için yeterli donmuş suya sahip—yılda toplamda 400 milyar ton oranında erime ya da kopma yaşamaktadır. Bu değişimlerin doğrusal olmadığı belirtilmektedir. Stokes, “Bu arada, daha yüksek sayılara doğru gidiyor olabiliriz; hatta daha yüksek” demektedir. Ayrıca bilim anlayışında bir değişim olduğunu vurguladı: “Önceden, Grönland’ın ısınma 3°C’ye ulaşmadan bir şey yapmayacağını düşünüyorduk, şimdi Grönland ve Batı Antarktika için çöküş noktalarının yaklaşık 1.5°C civarında olduğu konusunda konsensüse varıldı.” Bu durum, buz tabakalarının çöküşe girmesi için gerekli eşiği önemli ölçüde düşürüyor; bu da emisyonlar derhal azaltılsa bile, yüzyıllar boyunca sürecek bir okyanus yükselmesinin kapısını aralıyor.
Dünya’nın Eski İkliminden Dersler: Soğutucu Görüşler
Önümüzde nelerin olduğunu değerlendirmek amacıyla bilim insanları, Dünya’nın iklim geçmişine göz atmış ve mevcut koşulları jeolojik tarih boyunca önceki sıcak dönemlerle karşılaştırmıştır. Yaklaşık olarak 125,000 yıl önce, son interglasyal dönemde, deniz seviyeleri günümüzden 2 ila 9 metre daha yüksekti. Bu dönemde atmosferdeki CO2 seviyeleri çok daha düşüktü. Daha geriye gidildiğinde, yaklaşık üç milyon yıl önce, CO2 seviyeleri günümüzdekilere eşdeğerken, deniz seviyeleri 10 ila 20 metre daha yüksekti. Bu tarihi örnekler, mevcut ısınmanın gezegeni uzun vadeli deniz seviyesi artışlarına zorlayacağının güçlü bir göstergesidir. Bu yavaş ama durdurulamaz süreç, iklim sisteminin inersiyasını vurgulamaktadır: bugünün yönetilebilir görünen durumu, yüzyıllar sonra bir kriz haline dönüşebilir.
Zor Uygulanabilir Bir Gelecek: Kesin Soğutma Gerekiyor
Bu araştırmanın sonuçları oldukça rahatsız edicidir. Kıyı savunmaları için büyük yatırımlar yapılmadan, dünyanın en büyük şehirleri artan sel riskleriyle karşı karşıya kalacak; bu, insanlığın 1.5°C eşiğine bağlı kalıp kalmamasına bakılmaksızın geçerli olacaktır. Ayrıca, deniz seviyesi artışının temel sebepleri—buz tabakası kararsızlığı gibi—yüzyıllar boyunca kilitlenmiş durumda. Stokes, “Buz tabakalarındaki deniz seviyesi yükselmesini yönetilebilir bir seviyede yavaşlatmak için uzun vadeli bir sıcaklık hedefinin +1°C civarında ya da daha düşük olması gerekmektedir.” dedi. Bu durum, belki de zaten geri döndürülemez bir yolda olduğumuz ve tek çözümlerin küresel enerji sistemlerinde dönüşüm, jeomühendislik veya toplumsal yer değiştirme stratejileri olduğunu göstermektedir.


