Samer ve Savaşın Getirdiği Yıkım
Savaş, insanların hayatlarını altüst eden bir olgudur. 27 Nisan’da, kardeşim Samer, Merkez Gazze’deki Deir el-Balah’ta sebze tezgahında bombalanarak hayatını kaybetti. O, bir avukattı; haksızlığa karşı mücadele eden bir adamdı. Barışçıl bir yaşam sürmeyi arzulayan Samer, çoluk çocuğuna bakmak için ekmek parası kazanıyordu. Ancak savaş, onun hayatını zorunlu olarak değiştirdi.
Savaşın Gölgesinde Hayat Mücadelesi
Savaş öncesinde, Samer sebze satıcılığı yapmıyordu. Ama çatışmalar başladığında, yoksulluk ve yetersiz beslenme, onu bu yolda ilerlemeye zorladı. Ateşkes süresi içerisinde, yerel toptancılardan sebze alabiliyordu. Fakat Mart ayında savaş yeniden başladığında, Gazze’ye girişlerin kapanmasıyla tedarik zinciri büyük ölçüde zayıfladı. Yine de, sınırlı miktarda sebze satmayı sürdürdü. Fiyatlar yükseldiği için müşteri bulmak zordu ama yine de Samer, her fırsatta cömertliğiyle ücretsiz sebze vermeye çalışıyordu.
Kayıp ve Yas
Samer’in ölümünü duyduğumda, donup kaldım. Bu haberi kocama saklamaya çalıştım ama gözyaşlarım gerçeği dile getirdi. Kocamın yüzündeki ifadeden, bir çığlık atmak istediğini ama boğazında hapsolduğunu görebiliyordum. Kikabileceği bir şey vardı ama belki de yüreğindeki ağır yük, yasını bile göstermesine engel oluyordu. Samer, ardında üç küçük çocuk ve kırık bir aile bıraktı. Kimse onun ölümünü beklemiyordu. Şok edici bir kayıptı.
Savaşın Kurbanları
Samer, savaşın kurbanlarından sadece biriydi. Yiyecek sağlayan tüm satıcılar hedef alındı. Meyve ve sebze satıcıları, bakkallar, fırıncılar ve topluluk mutfakları bombalandı. Tedarik ağı tamamen vuruldu. Ekmek, alışveriş yapabilenler için bile lüks haline geldi. Ölüm, Gazze’de yaşamaktan çok daha kolay bir hale geldi.
Çocukların Çilesi
Küçük çocuklar bu açlık durumundan en fazla etkilenenler. Mayıs 21’de Euro-Med İnsan Hakları İzleme Örgütü, 24 saat içinde 26 Filistinlinin – dokuzunun çocuk olduğunu – açlık ve sağlık hizmeti yetersizliğinden hayatını kaybettiğini duyurdu. Gazze Sağlık Bakanlığı, yardımların engellenmeye başlamasından bu yana en az 57 çocuğun malnutrisyon nedeniyle öldüğünü bildirdi. Açlık, toplumun yapısını sarsıyor.
Anne Olmanın Zorluğu
Bir anne olarak, çocuklarımı beslemek için bazen günlerce aç kalıyorum. Kocam, açlıkla ilgili bir çare bulmak için tüm gün sokaklarda dolaşıyor ama genellikle geriye yalnızca birkaç parça yiyecek ile dönüyor. Şanslıysak, bayat bir ekmek dilimi ve bir domates ya da salatalık ile karnımızı doyurabiliyoruz. Samer’in eşi, kaybıyla birlikte bir babanın rollerine bürünmek zorunda kaldı. Uzun kuyruklar halinde bekleyerek topluluk mutfaklarından yemek almak için mücadele ediyor. Çoğu zaman boş dönecek olsa da, çocuklarına “Baba döndüğünde bize yiyecek getirecek” diyerek teselli etmeye çalışıyor.
Uluslararası Tepkiler
İsrail, yardımın Hamas tarafından ele geçirildiği gerekçesiyle yardımları engellediğini iddia etti. Ancak bariz bir şekilde, hedef sadece Hamas değil; Gazze’nin tüm halkıdır. Açlığı, sivil halk üzerinde bir savaş silahı olarak kullanıyor. Bu, uluslararası hukuka göre bir savaş suçu. Başbakan Benjamin Netanyahu, gereksiz yere şov yapmak için açığı kapatma vaadinde bulundu. Ancak, birçok aile hâlâ akla hayale gelmeyecek derecede zor durumda.
Sonuçta Ne Olacak?
Bugün, en büyük dileğimiz bir dilim ekmek bulabilmek. Hayatta kalmak için her gün savaşmak zorundayız. Hiç kimse sağlıklı değil; bedenlerimiz cansız ama içimizde hala umut yaşıyor. Bu korkunç açlık karşısında, kim bizim sesimizi duymayı diler? Kim, yüreğinde bir parça merhamet barındırarak bu duruma duyarsız kalmaz? Dünya, açlıkla mücadelemizi görmeyi ne zaman bırakacak?


