Eternity: A Romantik İkilem Üzerine Felsefi Bir Yolculuk
1991 yapımı Albert Brooks‘un “Defending Your Life” adlı filminde hayal edilen bürokratik bir cennet, yeni ölenlerin bir sonraki yaşam aşamasına hazırlanmasını anlatıyor. Bu film, yaşamın küçük zaaflarına, korkularına ve bireylerin tatmin ve aydınlanma yolunda engel olan nevrozlarına dair ironik bir bakış sunuyor. Romantizmi de içeren bir hikaye barındırıyor, ama esas olarak bireyin hikayesini ele alıyor. Eternity ise bu romantizmi merkezine alarak daha modern bir bakış açısıyla yola çıkıyor.
Filmin Teması ve Senaryosu
Yeni film Eternity, David Freyne tarafından yönetilen ve Pat Cunnane‘ın Black List senaryosundan uyarlandı. Film, iki evliliğin ölüm sonrası birbirleriyle çelişmesini anlatıyor. Larry (Miles Teller), yaşlı bir adam olarak öldükten sonra bir tren istasyonu gibi bir limbo durumuna düşer. Burada, kendisine hangi tür bir sonsuzluk seçmek istediği sorulur. Sonsuz bir plajda gün geçirecek mi? Queer World’da serbest bir yaşam mı? Yoksa bir tür siyasi cennet olan Marxist World’e mi gitmek istiyor?
Larry’nin eşi Joan (Elizabeth Olsen) de ölmüş ve Larry ile bu meşgul geçiş noktasında yeniden bir araya gelmiştir. Ancak ortaya çıkan büyük bir engel, Joan’ın ilk eşi Luke’un (Callum Turner) orada bulunmasıdır. Kore’de savaş pilotu olarak öldürülen Luke, evliliklerinin yalnızca iki yılı geride kalmışken Joan’ı beklemektedir. Bu durum, Larry’nin 65 yıllık evliliğini sürdürme planlarını alt üst eder.
Komedi ve Gizem
Filmin premisi o kadar tatlı ki, daha önce neden böyle bir filmin yapılmadığına şaşırmamak elde değil. Eternity, merak uyandıran bu konsepti hem mizahi hem de duygusal bir şekilde kullanıyor. Aynı zamanda, çiftlerin geçmişe bakarken yüzleşmek istemeyeceği oldukça karmaşık bir soruyu gündeme getiriyor: “Bu, hayatımızın en iyi noktası mıydı, yoksa sadece idare edilebilir miydi?” Joan’ın ilk aşkı, gençlik tutkuları ve heyecanlarıyla dolu bir şekilde beklemektedir. Larry ise Joan ile birlikte iyi bir aile kurmuş, belki de sıkıcı ama güvenilir bir partnerdir. Joan’ın bu iki seçenek arasında bir karar vermesi gerekecektir.
Hareketli Performanslar
Olsen, Joan’ın belirsizliğini çarpıcı bir şekilde yansıtırken, ilk başta heyecanlı ve kararsız bir tavır sergiliyor, ama zamanla kararını bulmaya başlıyor. Luke’un matine idolü görüntüsüne dair birçok espri yapılırken, Callum Turner bu durumu zekice yöneterek Luke’u gerçek bir insana dönüştürüyor. Teller ise Larry’nin alçakgönüllü cazibesini giderek daha da güçlendiriyor. Bu üçlü, filmin temasını somut hale getiren etkili performanslar sunuyor; Da’Vine Joy Randolph ve John Early gibi yardımcı karakterler de onlara destek veriyor.
Görsel Anlatım ve Duygusal Derinlik
Freyne, sınırlı bir bütçeyle çok şey başarıyor; fantastik unsurları akıllıca göstererek izleyiciye büyük düşünce dünyaları açıyor. Film boyunca hüzünlü bir akış olsa da, diyaloglar arasındaki komedi ve derinlik mükemmel bir denge sağlıyor. Eternity, niş bir bağımsız film gibi hissettirse de aynı zamanda geniş kitlelere hitap edecek bir yapım olarak öne çıkıyor.
Sonuç olarak, filmin en sevindirici yönü, var olduğu gerçeğidir. Belki de nihayetinde, yalnızca ticari ve yenilikçi eserlerin tekrar varolmaya başladığı bir döneme girmiş bulunuyoruz. Yüksek konseptli ve geniş kitlelere hitap eden filmler, franchise potansiyeli olmadan, yeniden sinema sahnesinde yer buluyor. Eternity, yeni bir dönemin sinyallerini verirken, herkesin düşündüğü ama cesaret edemediği soruları da gündeme getiriyor.


