Cassette Boy, klasiklerden ilham alan bir yapım. Retro bir Legend of Zelda tarzında ve ana üssünüz, eski bir Pokémon oyunundaki küçük bir kasabaya benziyor; sürekli iyi dileklerde bulunan bir anneyle dolu. Oyun, Minecraft‘ı hatırlatan bloklu 3D grafikleriyle dikkat çekerken, kamp ateşlerinde kaydedip dünyayı sıfırlama mekanizması, FromSoft oyunlarına benziyor. Her şeyde yeşil bir ton hakim, bu da bana ilk Game Boy ile oyun oynamayı hatırlatıyor. Ancak tüm bu belirgin etkilerle birlikte, Cassette Boy kendine has bir deneyim sunuyor; sevimli dış görünüşünün ardında, beni daha önce kullanmadığım şekillerde düşünmeye zorlayan zekice bulmacalar yer alıyor.
Oyunun ana mekaniği, kuantum mekaniğinden ilham alan bir fikre dayanıyor: oyunda göremediğiniz bir şey, “var olmadığı” için görülmediği andan itibaren donmuş bir durumda kalıyor. Eğer bir bloğu bir duvarın arkasına iterseniz, artık orada “yok” ve o duvarın arkasında yürüyebilirsiniz. Bir düşman tamamen duvarın arkasına geçtiğinde, görünmez hale geliyor, hareket etmeyi durduruyor ve size zarar veremiyor. Çünkü artık mevcut değil, onunla etkileşime geçemiyorsunuz. Oyun ayrıca kamerayı sekiz farklı açıda döndürmenize olanak tanıyor; bunu bir pusula gibi düşünün, omuz düğmesiyle kuzeye, ardından kuzeydoğuya veya doğuya döndürebilirsiniz. Böylece, o gizli düşmanı gördüğünüzde, kamerayı çevirerek yeniden görünür hale getirebiliyorsunuz.
Cassette Boy, engelleri aşmak için perspektifinle oynamaya zorlayan birçok bulmaca sunuyor. Başlangıçta, bir butona bastığınızda bir platformun bir nehir üzerinde belirmesini sağlayan bir düğme ile karşılaşırsınız; düğme bir kayanın yanında. Zelda oyunlarını oynamış herkes, genellikle çözümlerin kayayı hareket ettirmek olduğunu bilir. Ancak burada kayayı kaldıramıyorsunuz; bunun yerine butona basıp, kamerayı döndürerek kayanın düğmeyi tamamen saklamasını sağlıyorsunuz. Bu sayede, düğme basılı kalıyor ve nehrin diğer tarafına geçmek için platforma atlayabiliyorsunuz.
Kamerayı hareket ettirmenin yanı sıra, uzaktan anahtarları ve düşmanları etkileyen ok ve yay gibi araçlar ile bombalanabilir duvarları görebilmenizi sağlayan kasetler ediniyorsunuz. Bütün bunlar birleştiğinde, Cassette Boy oldukça tatmin edici bir deneyim sunuyor; ben bu oyunun akışına girdiğimde her yeni odayı keşfedip bulmacaları çözmek ve gözden uzak kaybolmuş hazineleri aramak için sabırsızlanıyordum. Ayrıca dev, bloklu patronlarla karşılaşarak, bulmanız gereken ay parçalarını elde etme mücadelesi veriyorsunuz.
Bazı zamanlar Cassette Boy zorlayıcı olabiliyor. Haritalar yok, doğru kişiyle tam zamanında konuşmanız gerekebilir ve çoğu kez o kişinin kim olduğunu belirlemenin pek bir yolu yok. Ay parçasını topladıktan sonra ana kasabaya döndüğünüzde, nereye gideceğinizi söylenmiyor, bu da beni sık sık halkı tekrar tekrar aramak zorunda bıraktı. Bazı bulmacalar beni tamamen şaşırttı ve yaklaşık sekiz saatlik oynayışım sırasında, ilerlemek için ipuçları almak üzere tam oyun kılavuzunu açık tutuyordum.
Ancak bu belirsizliğin tasarımın bir parçası olduğuna inanıyorum ve bunun oyunların ilham kaynaklarına bir gönderme olduğunu düşünüyorum. Eski Zelda ve Pokémon oyunlarında kaybolmak, sonunda doğru yolu bulmayı başarmak gibi güzel anılarım var. Geçirdiğim zaman boyunca zorlanmam, o dünyaları ne kadar iyi tanıdığımı öğrenmemi sağladı ve yıllar sonra bile bu oyunların en zor kısımlarını nasıl geçeceğimi hatırlıyorum. Hatta Breath of the Wild geliştiricileri bile kaybolmanın çok olumlu bir şey olabileceğini düşünüyor.
Cassette Boy, o eski okul ruhunu yansıtıyor. Beni sinirlendirse de, mücadele etmekten genellikle keyif aldım ve bu da etrafımı tanımama yardımcı oldu. Genellikle, doğru ilerleme yolunu bulmak için sadece yeni bir bakış açısına ihtiyaç duyduğumu fark ettim.
Şu anda Cassette Boy, PC, PlayStation, Xbox ve Nintendo Switch üzerinden oynanabiliyor.
Sizce bu tarz bulmacalar, oyun deneyimini nasıl etkiliyor?


