The Boroughs, Netflix’teki yeni bilim kurgu dizisi, sıradan bir mahallede gizemli bir uzaylı tehdidi ile başa çıkan bir arkadaş grubunun hikayesini anlatıyor. Ancak bu dizi, alışıldık unsurları alışılmadık bir bağlamda harmanlayarak öne çıkıyor: Karakterler, emekli bir toplulukta yaşayan 70’li yaşlarındaki bireyler.
The Boroughsın geçtiği New Mexico çölündeki güzel emekli topluluk, ilk bakışta her şeyin “tamamen” mükemmel olduğunu hissettiriyor. Yalnızca birkaç ipucu ile, Sam (Alfred Molina) gibi yeni gelenler bu sıradan görünümün ardında bir şeylerin yanlış gittiğini sezebiliyor. Durum, Sam’ın komşularının gece uykuda iken bir uzaylı varlığı yakalamasıyla ciddiyet kazanıyor ve bu durum onu ve yeni arkadaş grubunu daha büyük bir komplonun içine çekiyor.
Dizinin gizemi, sekiz bölüm boyunca yavaşça büyüyor. Sam’ın karşılaştığı uzaylı ile mahalledeki tuhaf olaylar arasında doğrudan bir bağlantı var. Bu da durumu anlamayı ve tehditten kurtulmayı daha da zorlaştırıyor. Klasik bir Amblin filminde, bu aşamada çocuklardan oluşan bir grup bisiklet ile olaya dahil olur, ancak burada sınıf yaşı daha ileri.
Sam, eşinin ani ölümü sonrası kendini kaybolmuş ve yönsüz hissederken, komşularının desteğiyle bu durumu aşmaya çalışıyor. Dinamik kişilikler arasında, durumu ciddiye almadan Sam’a destek olan Jack (Bill Pullman), gazeteci Judy (Alfre Woodard) ve golf oynamayı seven eşi Art (Clarke Peters), müzik endüstrisindeki kariyerinden emekli olmuş Renee (Geena Davis) ve başına gelen trajedilerle dolu Wally (Denis O’Hare) var.
Bazı açılardan The Boroughs tanıdık ve tahmin edilebilir bir hikaye sunuyor. Art’ın sihirli özelliklere sahip olduğu iddia edilen bir şeftali ağaçla karşılaşması, izleyicilere olayların nereye gideceğine dair bir ipucu veriyor. Ancak olayların gelişimi, karakterlerin ve ortamın sunduğu eğlenceli bir dokunuşla öne çıkıyor. Zamanla, hikaye öyle karmaşık bir hal alıyor ki, herhangi bir açıklama yapmak neredeyse imkansız hale geliyor; dinleyenler, bunun yaşlılıktan kaynaklandığını düşünebilir.
Dizinin başarılı kılınmasında en büyük etken, kurgusunun ötesinde muhteşem oyuncu kadrosu. Gizemi sevdim — son sahne biraz sönük kalsa da — ama en çok bu yaşlı, tuhaf karakterlerle vakit geçirmekten keyif aldım. The Boroughs‘u izlerken Jack ile hoş sohbet etmek ya da Art ile bir joint yakmak istememek elde değil. Alfre Woodard’ın kararlılıkla silah çıkarttığı sahneler ya da Geena Davis’in “birkaç ceset kasa” dediği anlar oldukça keyifli. Her karakterin kendine özgü bir cazibesi var ve Sam’ın yeni ailesine açılması tatmin edici bir gelişim sunuyor. Birlikte uzay tehdidiyle başa çıkmak için ideal bir ekip haline geliyorlar.
Oyuncuların sevimliliği, dizinin kusurlarını göz ardı etmeyi kolaylaştırıyor ve aynı zamanda bu hikayenin kendi ayakları üzerinde durmasını sağlıyor. Sekiz bölüm boyunca izleyiciye fazlasıyla hoş vakit sunuyor. 80’ler sinemasının nostaljisini yansıtan birçok unsura sahip olsa da, geçmişe sıkışıp kalmıyor. Bugün izleyiciyle buluşan The Boroughs, bu karakterlerle daha fazla vakit geçirmenin tadını çıkarmanıza neden oluyor.


