Kate O’Flynn, komedi ve korkunun “bir tür aynı şey” olduğunu düşünüyor. Her ikisi de en etkileyici hallerini sürpriz anlarında gösteriyor; beklenmedik bir kahkahanın ya da korkunun etkisi her zaman daha güçlü oluyor. Bu yüzden, yeni korku-komedi karışımı dizi Widow’s Baynin yıldızı olarak bu iki türü harmanlamak mantıklı geliyor. “Hiçbir zaman sağlam bir zemin üzerinde değilsiniz,” diyor. “Gardınızı indirmiş oluyorsunuz ve bir kahkaha, bir ağlama ya da bir çığlığa açık hale geliyorsunuz. Her şey kesinlikle onların elinde.”
Widow’s Bay, 29 Nisan’da Apple TV’de yayınlanmaya başlıyor ve adını taşıyan adanın hikayesini anlatıyor. Yeni İngiltere sahilinde yer alan bu ada, rustik bir küçük kasaba çekiciliğine sahip ve kesinlikle lanetli olduğu söyleniyor. Kasabanın kuruluşundan bu yana pek çok efsane ve hayalet hikayesi dolaşıyor, buna ek olarak adada doğan herkesin ölmeden önce adadan ayrılamayacağına dair bir lanet söz konusu. Kasabanın belediye başkanı Tom Loftis (Matthew Rhys), adayı canlandırmak ve Martha’s Vineyard ile yarışacak bir turistik destinasyona dönüştürmek istiyor. Ancak bunu yaparken, her şeyin ters gittiğine dair çok belirgin işaretleri görmezden geliyor. İlk bölümde, esrarengiz bir sis kasabaya giriyor ancak Tom’un aklındaki tek şey, gelen bir New York Times seyahat yazarına odaklanmak.
Dizinin yaratıcısı Katie Dippold, geçmişinde komedi yazarlığı yapmış bir isim ve Mad TV ile Parks & Recreation gibi dizilerle The Heat ve 2016’daki Ghostbusters gibi filmlerde senaristlik yapmış. Dippold, türleri başarıyla harmanlayan projelere oldukça düşkün, ama bunların nadir olduğunu vurguluyor. “Çoğu zaman yeni bir korku-komedi izlediğimde, ya komediyi ya da korkuyu hissedemiyorum,” diyor. Kendi favorisi olarak An American Werewolf in London‘ı gösteriyor; “Bunu sürekli düşünüyorum çünkü korkutucu, ama aynı zamanda komediyi de alabildiğine ön plana çıkarıyor.”
Widow’s Bay ile birlikte, iki türün birbirine destek olmasını sağlamak ve komedinin hikayeyi ya da gerilimi alt etmeyecek şekilde ilerlemesini istemiş. “Bir korku anında karakterlerin dürüst bir şekilde tepki vermediği bir an yaratmak istemedim,” diyor Dippold. “Eğer samimi olursanız, sonunda komediyi bulursunuz. Bu benim için zor bir kural ve bir meydan okumaydı.”
Dizinin 10 bölümü boyunca Widow’s Bay, neredeyse bir korku antolojisine dönüşüyor. Kasabanın genel hikayesi ve karanlık geçmişi dışında, her bölüm belirli karakterler ve hikayelerle bağlı farklı alt türleri keşfediyor. Bir bölümde Tom, farklı lanetleri içeren korku dolu bir otelde kaldığında, adanın lanetleri hakkında pratik bir eğitim alıyor. Daha sonra, Midsommardan Friday the 13th‘e ve birçok Stephen King hikayesine kadar uzanan bölümler var. Bu, hem ağır yürüyen katiller, deniz cadıları, garip ritüeller hem de bir noktada aslında bir katil palyaço ile karşılaşmayı içeriyor. Olaylar ilerledikçe, adanın gizemleri derinleşiyor ve gerilim artıyor; Dippold, komedi unsurlarının çok belirli bir şekilde tasarlandığını belirtiyor. “Umarım, bu hissedilebilir ve bir rahatlama gibi hissettirebilir” diyor.
Oyuncular için de benzer bir görev var: dizinin karmaşık doğasına, bütünleştirici ve tamamlayıcı bir şekilde yaklaşmak. Rhys, “Katie’nin çok gerçek insanlar ve gerçek sorunlar olan gerçek bir dünya yarattığını düşünüyorum,” diyor. “En önemli şey, bunun önünde durmamak. Bu durum, herhangi bir türdeki baskıyı üzerinizden alıyor.” Tom’un rakibi olarak yer alan Stephen Root ise, “Bu komedi oynamak, dram oynamak ya da korku oynamak değil. Durumun gerçeğini oynamak ve onun açığa çıkmasına izin vermek” diyerek diyor. “Ve umarım, izleyici sizi karakterlere ilgi duyduğu için takip eder.”
Dippold, komedi geçmişinin sizi korkuda iyi işler yapmaya hazırlayabileceğine inanıyor. Sonuçta, son yıllarda tanınan birçok korku yönetmeni -Jordan Peele ve Zach Cregger- skeç komedisinden gelirken Nope ve Weapons gibi filmler yapmışlar. “Bu filmlerde bir oyun hissi var,” diyor Dippold. “Korkunun eğlenceli bir hissiyat taşımasını seviyorum.”
Sonuçta, her iki türün de ortak amacı, izleyiciden içten bir tepki almak. Genellikle bunu farklı yollarla gerçekleştiriyorlar, ama sonuçlar benzer olabiliyor. O’Flynn, “Korktuğumda manik bir şekilde gülümserim. Bu, kahkaha olarak ortaya çıkıyor. Bence bu, histerinin ince bir ip üzerinde yürümek” diyor. Dippold için, Widow’s Bay hikayesini ve dünyasını kurgulamanın, önceki çalışmalarından çok da farklı olmadığını vurguluyor. “Bir korku filminde iyi bir sahne izlediğimde her zaman gülümserim,” diyor. “Bu, neredeyse iyi bir şakanın yanı sıra yapısı.”
Sizce korku ve komediyi harmanlayan bu tür yapımlar, izleyiciyi nasıl etkiliyor?


