Alfred Bester’in 1956 yılında yayımlanan The Stars My Destination (İngiltere’de Tiger! Tiger! olarak bilinir) romanı, bazıları tarafından siberpunk’ın öncüsü olarak gösterilen önemli bir bilim kurgu eseridir. Bu kitabı okurken karışık duygular hissetsem de, bilim kurgu hayranıysanız kesinlikle okumanız gereken bir eser. Özellikle fiziksel bir kopyasını tatmak isteyenler için, e-kitap formatının yakalayamadığı ergodik unsurların yaşandığı akışla okumanızda fayda var.
Romanın konusu özetlenmesi zor; esasen, bir adamın uzayda mahvolmuş bir geminin enkazında çaresiz kalıp intikam yemini etmesiyle başlıyor. Ancak bu, kitabın gerçek anlamını yansıtmıyor. Hikaye o kadar hızlı ilerliyor ki, 250 sayfalık bu kısa romanda yaşananları takip etmek zor. Hem sürükleyici bir macera hem de karmaşık bir olay dizisi olarak değerlendirilebilir.
Kitabın dünyası hayal gücüyle dolu, yoğun ve pek çok açıdan öngörü sahibi. Başlangıçta, insanların yalnızca zihin gücü ile gerçekleştirebildiği teleportasyon (“jaunting”) tanıtılıyor; bu durum sosyal ve ekonomik düzeni tamamen alt üst etmiş. İç gezegenler ile dış uydular arasında bir savaş var ve dünya esasen, yalnızca karlarına sadık olan dinamik şirketlerce yönetiliyor. Bu şirketlerin varlıklı liderleri, servetlerini göz önünde bulundurarak halktan izole bir yaşam sürdürüyorlar.
Hikaye, Gully Foyle’un intikam arayışını takip ediyor. Vorga adlı gemi, Foyle’un yardım çağrılarını görmezden geldiğinde, o da eforsuz bir şekilde Nomad gemisinin enkazında kalıyor. Foyle, amacına ulaşmaya çalışırken sürekli engellerle karşılaşıyor. İlk başta eğitimsiz ve hırssız bir adam olan Foyle, kitap ilerledikçe dönüşüyor; şiddet dolu bir canavardan, hesap yapabilen, neredeyse dini bir figüre dönüşüyor.
Tüm bu süreç, şaşırtıcı bir sinestezi tasvirine ulaşan bir zirve noktasına varıyor. Bu, popüler edebiyatında bir kişinin duyularının çaprazlaştığı durumları ilk kez tasvir eden eserlerden biri olarak ön plana çıkıyor; bir kişi, seslerin tadını alabilir ya da kokuları görebilir hale geliyor.
Kitabın eksiklikleri de mevcut. 1956 yılında yayımlandığı için, ırk ve kadınlarla ilgili bakış açısı günümüzde tartışmalı. Erken kısımlarda yer alan bir cinsel saldırı, barbarlık olarak değil de bir rahatsızlık ya da çocukça yaramazlık olarak ele alınıyor. Ayrıca, kitabın sonunda eklenen romantik bir alt hikaye de mantıksız görünüyor.
Bu eseri okumanız gerektiğini düşünüyor musunuz?

