Geçtiğimiz yıl Kasım ayında, teknoloji dünyasında önemli bir tartışma başlatan bir deneye katılan bir kadın, LinkedIn hesabındaki cinsiyetini erkek olarak değiştirdi. Bu dönüşümün arka planında, LinkedIn’in algoritmasının kadınlar aleyhine bir önyargı içerdiği iddiaları yatıyordu.
Algoritmik Önyargı Üzerine Deney
Michelle (gerçek ismi değil), TechCrunch ile yaptığı bir görüşmede, #WearthePants adı verilen bir deneyin parçası olarak LinkedIn profilindeki cinsiyetini erkek olarak değiştirdi. Bu deney, kadınların LinkedIn’in algoritmasının kadına karşı önyargılı olduğunu test etmeleri için bir fırsattı.
Son aylarda bazı LinkedIn kullanıcıları, etkileşimlerinin ve görüntülenme sayılarının düştüğünden şikayetçiydiler. LinkedIn’in mühendislik başkan yardımcısı Tim Jurka, Ağustos ayında algoritmanın daha yararlı içerikleri kullanıcılarla buluşturmak amacıyla büyük dil modelleri (LLM) kullandığını açıklamıştı. Michelle, 10,000 takipçiye sahip olmasına rağmen kocası ile aynı sayıda görüntülenme aldığını belirtirken, cinsiyetin bu durumdaki etkisini sorguladı.
Kadının Rolü ve Deneysel Sonuçlar
Marilynn Joyner adında bir başka katılımcı da aynı deneyi uyguladı. Joyner, cinsiyetini değiştirdikten sonra izlenme sayısında %238 oranında bir artış yaşadı. Benzer şekilde birçok kadın, farklı cinsiyetlerle aynı içerikleri paylaşınca dikkat çekici sonuçlar elde etti. Megan Cornish, Rosie Taylor ve diğerleri de benzer artışlar gördüler.
LinkedIn’in Görüşü
LinkedIn, algoritmasının demografik bilgileri, yaş veya cinsiyet gibi unsurları içerik görünürlüğü için kullanmadığını savundu. Ancak sosyal algoritma uzmanları, açık bir ayrımcılık olmayabileceğini; fakat örtük bir önyargının var olabileceğini belirtiyorlar. Brandeis Marshall, bu platformların matematiksel ve sosyal doneleri sürekli olarak çekirdeklemesine dikkat çekti.
Algoritmanın, bir kullanıcının diğer içeriklerle olan etkileşimi gibi birçok değişkenle şekillendiğini belirten Marshall, cinsiyet değişikliğinin yalnızca bir ipucu olduğunu ifade ediyor. Bunun dışında, kullanıcı davranışlarının da etkili olduğunu söylüyor.
Diğer Katılımcıların Deneyimi
#WearthePants deneyi, Cindy Gallop ve Jane Evans tarafından başlatıldı. Gözlemledikleri durumu daha iyi anlayabilmek için cinsiyet değiştiren iki erkekle de içerik paylaşımında bulundular. Gallop’un gönderisinin 801 kişiye ulaşırken, erkek katılımcının aynı içeriği 10,408 kişiye ulaştı. Bu durum, kadınların içeriklerinin daha az görüntülendiğini gösteriyordu.
Joyner, LinkedIn’in algoritması üzerindeki önyargıların sorumluluğunu almasını istedi. Ancak LinkedIn, bu tür önyargıları reddederken, araştırmacılar algoritmaların daha geniş bir kitle tarafından eğitildiği için içerdikleri ön yargıları gözler önüne seriyorlar.
Sonuç Ve Gelişmeler
LinkedIn, #WearthePants deneyinin cinsiyet önyargısını tespit etmediğini ve algoritmalarının demografik verileri kullanmadığını açıklasa da, Marshall’ın belirttiği gibi, bu tarz deneyler farklı önyargılara dair ipuçları sunuyor. Kullanıcıların etkileşimlerinin düşmesi ve artması, birçok faktörün etki ettiğini gösteriyor. LinkedIn, kullanıcı davranışını daha fazla önemseyerek içeriklerin hangi şekilde görüntüleneceğini belirlediklerini ifade ediyor.
Sonuçta, LinkedIn ve benzeri platformların kullanıcılarının deneyimlerini daha iyi anlayabilmek için daha fazla şeffaflık ve açıklık gerektiği aşikar. Michelle ve diğer katılımcılar, sadece algoritmanın değil, aynı zamanda platformların içerik sunum şekillerinin de sorgulanması gerektiğini belirtiyor.
Uzun vadede, platformların kullanıcılarına daha adil bir deneyim sunabilmesi için algoritmalarını geliştirmesi ve daha az önyargı içermesi gerekecek. Ancak, bu değişimlerin gerçekleşmesi için toplumsal farkındalık oluşturulması büyük önem taşıyor.


