Uluslararası bir araştırma ekibi, Güney Afrika’daki bir mağaradan elde edilen fosilleşmiş dişleri analiz ederek, eski insan akrabalarının biyolojisi ve çeşitliliği hakkında olağanüstü bilgiler ortaya çıkardı. 29 Mayıs 2025 tarihinde Science dergisinde yayımlanan bu çalışma, yaklaşık olarak 2.2 milyon yıl önce yaşayan dört Paranthropus robustus bireyinden elde edilen proteomik verileri mercek altına alıyor. Bu araştırma, erken homininlerin incelenmesinde önemli bir gelişmeyi temsil ediyor ve evrimsel hikayemizin daha önce anlaşıldığı kadar basit olmadığını gösteriyor.
Araştırmalarda Proteom Analizindeki İlerleme
Geçmişte, fosillerden genetik bilgi çıkarma yöntemi olarak genellikle DNA analizleri kullanılmaktaydı. Ancak Afrika’nın sıcak ikliminde DNA’nın korunması genellikle 20,000 yıl ile sınırlıdır. Bu yeni araştırma, diş minesinde uzun süre korunabilen proteinleri analiz eden bir yöntem olan paleoproteomik ile bu engeli aşmıştır. Bu yöntem, Swartkrans mağarası ’nda bulunan dört hominin fosilinin minesinden proteinlerin çıkarılıp dizilmesini sağladı. Bu bölge, İnsanlığın Beşiği olarak bilinen Dünya Mirası alanının bir parçasıdır.
Claire Koenig, Kopenhag Üniversitesi’nde doktora sonrası araştırmacı olarak çalışıyor ve bu çalışmanın ortak yazarı. “Proteinler kullanarak insan soy ağacını çözmek hedefimiz,” diyor. Ancak ekip, “farklı türleri ayırt etme yeteneğimizin, minesindeki az sayıda farklı proteinle sınırlı olduğunu” da kabul ediyor. Bu sınırlamalara rağmen, bu çalışma, DNA’nın sağladığından çok daha eski biyolojik kanıtlara dayanarak erken insan akrabalarını tanımlama ve sınıflandırma fırsatı sunuyor.

Paranthropus Robustus’ta Beklenmedik Çeşitlilik
Çalışmanın en ilginç bulgularından biri, cinsiyet belirleme sürecindeydi. AMELY ve AMELX proteinleri üzerinde yapılan analiz, bu bireylerin cinsiyetlerinin belirlenmesinde önemli rol oynadı. İki örneğin erkek, iki örneğin ise dişi olduğu bulundu. Ancak moleküler analiz, daha önce diş boyutu ve morfolojisi üzerine yapılan varsayımlarla çelişti. Küçük dişleri ile dişi olarak kabul edilen bir birey, protein profili sayesinde erkek olarak tanımlandı.
“Sonuçlarımız, diş boyutu ölçümlerinin doğru cinsiyet tahminleri için güvenilir olmayabileceğini gösteriyor,” diyor araştırmacılar. Bu bulgu, paleoantropoloji açısından önemli sonuçlar doğuruyor ve fosil kayıtlarını yorumlamak için kullanılan uzun süredir var olan bir yöntemi sorguluyor. Protein verileri kullanarak bireyleri doğru bir şekilde cinsiyetlendirmek, geçmişteki varsayımları revize etme potansiyeli taşıyor.
Yeni Bir Türle Mi Karşılaşıyoruz?
Protein dizilerini analiz ederken, ekip, cinsiyetin ötesinde genetik varyasyonlar gözlemledi. Özellikle bir birey — SK-835 — diğer üç bireyle olan uzak ilişkisi nedeniyle dikkat çekici bulundu. Amino asit profili, bu bireyin daha önce bilim insanları tarafından tanımlanmamış farklı bir tür olabileceğini gösteriyor.
Koenig, “SK-835’i yeni önerilen Paranthropus [capensis] taksonunun bir üyesi olarak sınıflandırmak için erken,” diyerek ihtiyatlı bir yaklaşım sergiliyor. Ancak bu varyasyon, daha derin bir filojenetik karmaşıklık olabileceğini düşündürüyor. Diğer bir açıklama, coğrafi ya da zamansal olarak ayrılmış popülasyonlar arasındaki mikroevolüsyonel farklılıklar olabilir. Cape Town Üniversitesi’nden çalışmanın ortak yazarı Rebecca Ackermann, “Farklı bölgelerden daha fazla Paranthropus materyali analiz etmemiz gerekiyor,” diyor.
Paleoproteomiğin Sınırları ve Geleceği
Çalışmanın başarısına rağmen, araştırmacılar paleoproteomiğin henüz emekleme aşamasında olduğunu vurguluyor. Koenig, “Proteomik, kökeni itibarıyla yıkıcı bir tekniktir. Ancak nadir veya değerli örnekler üzerinde çalışırken, etkiyi en aza indirmek için büyük özen gösteriyoruz,” diyor. Neyse ki, sürecin invazivliğini azaltmayı amaçlayan yenilikler de mevcut. Asidik aşındırma yöntemi, yalnızca ultra ince bir mine katmanını kaldırarak çalışmayı daha az yıkıcı hale getiriyor.
Bu alandaki gelecekte, daha ince analitik araçlar ve yüksek verimli dizileme yöntemleri, yakın akraba hominin türlerini ayırt etme konusunda önemli gelişmelere olanak sağlayabilir. Koenig, “Örneğin, bir Paranthropus robustus ile bir Australopithecus africanus arasında moleküler farklılıklar oluşturup oluşturamayacağımızı göreceğiz,” diyor. Yöntemlerin geliştirilmesiyle, paleoproteomik, erken insan soy ağacı çalışmalarının temel taşlarından biri haline gelebilir ve evrimi moleküler düzeyde anlama biçimimizi yeniden şekillendirebilir.


