Bu makalede Vaniya’nın Microsoft’tan ayrılma sebebi nedir? Vaniya, konuşmasında Satya’yı neden hedef aldı? Microsoft’un askeri-sanayi kompleksindeki rolü hakkında hangi bilgilere yer verilmiştir? Bu durumun insan hakları açısından etkileri neler olabilir? Vaniya, şirketten ayrılma kararını vermeden önce ne gibi bir adım attı?
Hi all,
My name is Vaniya, and after 1.5 years as a software engineer at this company, I’ve decided to leave Microsoft. My last day is next Friday, April 11.
You may have seen me stand up earlier today to call out Satya during his speech at the Microsoft 50th anniversary.
Here’s why I decided to leave the company, and why I spoke up today.
We are witnessing a genocide
A year and a half ago, I joined Microsoft just as I started to witness the ongoing genocide of the Palestinian people by Israel, which started in 1948. I’ve seen unspeakable suffering amidst Israel’s mass human rights violations – indiscriminate carpet bombings, the targeting of hospitals and schools, and the continuation of an apartheid state – all of which have been condemned globally by the UN, ICC, and ICJ, and numerous human rights organizations. And as I write this, Israel has broken the ceasefire and resumed its full-scale genocide in Gaza. Just days ago, it was revealed that Israel killed fifteen paramedics and rescue workers in Gaza, executing them “one by one,” before burying them in the sand — yet another horrific war crime. Meanwhile, our labor powers this genocide, and I cannot, in good conscience, be part of a company that participates in this violent injustice.
We are complicit
Like most, I joined Microsoft believing in its mission to “empower every person and every organization on the planet to achieve more.” I believed in its “commitment to respecting and promoting human rights.” I believed that Microsoft was dedicated to philanthropy and promoting fundamental rights around the world.
But, over the past 1.5 years, I’ve grown more aware of Microsoft’s growing role in the military-industrial complex. Recent reports by the AP have exposed Microsoft’s critical role in enabling Israel’s apartheid regime and the genocide of Palestinians in Gaza. The article details “a $133 million contract between Microsoft and Israel’s Ministry of Defense,” highlighting how Microsoft Azure and AI fuel the occupation’s mass state surveillance and contribute to indiscriminate targeting and bombing of an entire indigenous Palestinian people. Further, leaked documents reveal how Microsoft AI powers the most “sensitive and highly classified projects” for the Israeli military, including its “target bank” and “the Palestinian population registry.”
Microsoft cloud and AI enable the Israeli military to be more lethal and destructive in Gaza. It is undeniable that Microsoft’s Azure cloud offerings and AI developments form the technological backbone of Israel’s automated apartheid and genocide systems. Microsoft is so deeply connected to the Israeli military that it was just yesterday designated one of the priority boycott targets of the BDS (Boycott, Divest, Sanctions) campaign.
All this begs the question, which “people” are we empowering with our technology? The oppressors enforcing an apartheid regime? The war criminals committing a genocide? Unfortunately, at this point, it’s irrefutable that Microsoft is complicit – they are a digital weapons manufacturer that powers surveillance, apartheid, and genocide. And by working for this company, we are all complicit. Even if we don’t work directly in AI or Azure, our labor is tacit support, and our corporate climb only fuels the system. This is why, just before I handed in my resignation, I signed this important petition to demand Microsoft cut ties with genocide. And I urge you all to do the same.
Call to Action
As time goes on, I find it more and more difficult to continue giving my time, energy, and care to a company that is on the wrong side of history. Leaving my job at Microsoft has become the obvious choice for me, and I see no alternative but to use my last few days at Microsoft to speak up however I can, whether by disrupting Satya’s talk, or by sending this email today. Microsoft leadership must divest from Israel and stop selling lethal technology to power apartheid and genocide.
I know that leaving Microsoft is not an option for many. If you must continue to work at Microsoft, I urge you to use your position, power, and privilege to hold Microsoft accountable to its own values and mission:
Know that Microsoft’s human rights statement prohibits retaliation against anyone who raises a human rights-related concern:
Human rights statement | Microsoft CSR
Farewell and Free Palestine,
Vaniya
Microsoft CEO’ları, Diğer Bir Çalışan Protestocusu Tarafından Bölündü: "Hepinize Yazıklar Olsun"
Son yıllarda, büyük teknoloji şirketleri sadece yenilikçi ürünler üretmekle kalmıyor, aynı zamanda çalışanlarının hakları, etik ve sosyal sorumluluk konularında da sıklıkla gündeme geliyor. Bu bağlamda Microsoft, çalışanlarının seslerine duyarsız kalmayan bir şirket olarak bilinse de, son zamanlarda yaşanan bir olay, bu algıyı sorgulattı. Microsoft CEO’ları, bir çalışan protestocusu tarafından aniden bölündüler ve bu durum, hem şirket içi dinamikleri hem de teknoloji devinin toplum üzerindeki etkisini gözler önüne serdi.
Olayın Arka Planı
Microsoft’un son etkinliği, şirketin geleceği ve yeni ürün lansmanları üzerineydi. CEO Satya Nadella ve diğer üst düzey yöneticilerin katıldığı bu etkinlik, tech sahnesinin önemli buluşmalarından biri olarak niteleniyordu. Ancak, etkinlik esnasında bir çalışan, sahneye çıkarak bir protesto gerçekleştirdi. Çalışan, mikrofonu kaparak, şirketin bazı politikalarını eleştirdi ve "Hepinize yazıklar olsun" diyerek herkesin dikkatini çekti.
Bu tür eylemler, son yıllarda teknoloji şirketlerinde artan bir trend haline geldi. Çalışanlar, iş yerinde adalet, eşitlik ve şeffaflık talepleriyle seslerini duyurma çabasında. Microsoft gibi dev bir şirketin içinde bulundurduğu bu sorunlar, aslında tüm sektör için geçerli ve dikkat edilmesi gereken konular.
Protestonun Sebepleri
Protestocuların talepleri genellikle, iş güvencesi, adil ücretlendirme, çeşitlilik ve kapsayıcılık gibi konulara dayanıyor. Microsoft’un çalışanlarından birinin bu eylemi gerçekleştirmesi, şirketin yüksek profilli çalışanlar arasında bile memnuniyetsizlik olduğunu gösteriyor. Özellikle son yıllarda teknoloji devleri, çalışanlarının sıradan işçilere yaklaşımından tutun, şirket içindeki cinsiyet eşitsizliğine kadar birçok konudan eleştiri alıyor.
Protestocunun "Hepinize yazıklar olsun" şeklindeki çıkışı, birçok kişi tarafından cesur bir adım olarak yorumlansa da, bir diğer yandan da çalışma ortamındaki hoşnutsuzluğu vurgulayan sert bir eleştiri olarak da değerlendirildi. Bu tip eylemler, çalışanların yalnızca kendi seslerini değil, aynı zamanda iş arkadaşlarının sesini de duyurma çabası olarak görülüyor.
Microsoft’un Tepkisi
Microsoft’un üst yönetimi, çalışanlarından birinin bu şekilde protesto etmesi üzerine hızlı bir yanıt vermek zorunda kaldı. Şirket, bu tür eleştirilerin dikkate alınacağını ve platform oluşturularak çalışanların görüşlerinin alınacağını duyurdu. Ancak, bu durum, Microsoft’un sadece eleştirileri yanıtlamakla kalmayıp, gerçekten çalışanların sesine kulak verecek adımlar atıp atmayacağı sorusunu gündeme taşıdı.
Microsoft CEO’ları, etkinlik sonunda çalışanların sesini duyuracakları platformlar oluşturabileceklerini belirttiler. Fakat, bu durumun etkili olup olmayacağı, çalışanların kurumsal yönetime ne ölçüde güvenebileceklerine bağlı. Birçok çalışan, daha önce de benzeri açıklamalara tanık olduklarından, bu tür durumlarda kaygılı ve tedirginler.
Sektördeki Etkiler
Microsoft gibi büyük bir teknoloji devinin çalışan protestoları, yalnızca şirket içinde değil, aynı zamanda genel teknoloji sektöründe de yankı buluyor. Diğer şirketlerdeki çalışanlar, Microsoft’un bu olayından ilham alabilir ve benzer yollarla seslerini duyurmayı deneyebilirler. Bu, çalışan memnuniyeti ve bağlılığı üzerine sektör genelinde yeni bir tartışma başlatabilir.
Protestolar ve çalışan hareketlilikleri, iş gücü üzerindeki gücün yeniden değerlendirilmesini beraberinde getiriyor. Şirketlerin, çalışanlarını sadece bir kaynak olarak görmekten çıkıp, onları gerçekten dikkate alması gerektiği gerçeği, her geçen gün daha fazla önem kazanıyor.
Sonuç
Microsoft’un CEO’ları önünde gerçekleşen bu protesto, hem şirketin kendi içinde hem de teknoloji dünyasında dikkat çekici bir olay olarak tarihe geçti. "Hepinize yazıklar olsun" sözleri, sadece bir çalışanın bireysel bir çıkışı değil, aynı zamanda tüm teknoloji sektörü için bir uyarı niteliği taşıyor. Çalışanların sesleri, şirket politikalarını şekillendirmek için önemli bir faktör haline geliyor ve bu durum, toplumsal eşitlik, adalet ve çalışan hakları konusundaki tartışmaların derinleşmesine katkıda bulunuyor.
Teknoloji endüstrisi, bir yandan inovasyon peşinde koşarken, diğer yandan çalışanlarının haklarına saygı duymak zorunda olduklarını unutmamalılar. Bu tür olayların artması, hem şirketlerin hem de çalışanların karşılıklı anlayış ve işbirliği içinde çalışmasını teşvik edebilir. Microsoft gibi şirketlerin, bu tür protestoları dikkate alması ve somut adımlar atarak çalışanlarının sesine kulak vermesi, yalnızca şirket kültürlerinin değil, aynı zamanda sosyal sorumluluklarının da geliştirilmesi açısından kritik bir öneme sahip.

