Uluslararası gökbilimciler ekibi, aynı anda üç güçlü aracın verilerini kullanarak Herbig-Aro nesnesi (HH 30) hakkında benzersiz bir çalışma yaptı: James Webb uzay teleskopu, Hubble Uzay Teleskopu ve Altable Radyo Teleskopu (Atacama Büyük Millimetre/ Submilimeter dizisi). Herbiga-aro nesneleri, yıldız oluşumu alanlarında oluşan küçük bulutlardır, burada genç yıldızlardan süresi dolmuş gaz, davul dalgalarının ışıltısına ısıtılır.
HH 30, kaburgadan görülebilen bir protoplanetary diskin prototipi olduğu için bilim adamlarının özel dikkatini çeker. Bu nesne, Hubble kullanılarak keşfedilen ilk disklerden biriydi ve o zamandan beri toz parçacıklarının göç ve yerleşimi süreçlerini incelemek için benzersiz bir laboratuvar hizmet etti.
Üç teleskopun verilerini birleştirirken, gökbilimciler HH 30 Protoplantary Diskinin yapısını ve bileşimini ayrıntılı olarak inceleyebildiler. Diskin merkezi düzleminin alanı. Buna karşılık, James Webb teleskopunun kızılötesi gözlemleri, daha küçük toz parçacıklarının sadece bir milyon metrede – yaklaşık bir bakteri ile dağılımını gösterdi.
Çalışma ilginç bir patern ortaya çıktı: Diskin yoğun kısımlarında büyük toz parçacıkları konsantre edilirse, küçük parçacıklar çok daha geniştir. Bu gözlem, büyük toz parçacıklarının diskin içine göç ettiği ve yerleştiği ve ince bir tabaka oluşturduğu teorisini doğrular. Böyle yoğun bir toz tabakasının oluşturulması, gezegen oluşumu sürecinin en önemli aşamasıdır. Bu yoğun bölgede, toz parçacıkları birbirine yapışır, önce çakıl taşları oluşturur, sonra gezegenlerin kendileridir.
Toz parçacıklarının davranışını incelemenin yanı sıra, üç teleskopun gözlemlenmesi, birbirine yatırılan birkaç ayrı yapıyı tanımlamayı mümkün kıldı. Yüksek hızlı bir gaz jeti, dik açılarda dar bir merkezi diskten gelir. Bu dar jet, daha geniş, koni şeklinde bir akarsu ile çevrilidir. Ve tüm bu koni şeklindeki akış, diskin içinde gizlenmiş genç bir yıldızın ışığını yansıtan geniş bir bulutsu içine alınmıştır.
Bu gözlemler, HH 30’un hem küçük toz parçacıklarının hem de güçlü gaz akışlarının yeni gezegenlerin oluşumunda rol oynadığı dinamik bir sistem olduğunu göstermektedir. HH 30 çalışması, bilim adamlarının gezegen sistemlerinin oluşumunun erken aşamalarında meydana gelen süreçleri daha iyi anlamalarına yardımcı olur ve kendi güneş sistemimizin oluşumu geçmişine ışık tutabilir.
HH 30 çalışması sadece belirli bir nesne hakkındaki bilgileri genişletmekle kalmaz, aynı zamanda evrendeki gezegen oluşumunun genel mekanizmalarını anlamak için değerli veriler de sağlar. Gözlemler, sıralı yapıların kozmik toz ve gaz kaosundan yavaş yavaş nasıl oluştuğunu göstermektedir, bu da sonuçta bizimki gibi gezegen sistemlerinin oluşumuna yol açabilir.


