Colin Farrell, dedektif dizisi Sugar’ın ilk sezonu için basın toplantısında dikkatli konuşmak zorundaydı. Sugar, tuhaf bir özel dedektifin hikayesini anlatıyor, ancak bir bilim kurgu unsuru da barındırıyor; bu durum, sezon ortasında ortaya çıkıyor. “Bazı şeyleri açığa çıkardığımda dizinin başını belaya sokabileceğimi biliyordum,” diyor Farrell. Şimdi Sugar, 19 Haziran’da Apple TV’de yayınlanacak yeni sezonuna hazırlanırken önceki gizlilik yükünden “özgürleştiğini” hissediyor. “İkinci sezonla ilgili buradan bahsetmeyeceğim bazı şeyler var,” diyor, “ama ilk sezonun 6. bölümündeki kadar büyük bir sır değil.”
İlk sezon için spoiler uyarısı.
Bu gizli bilgi, Farrell’ın canlandırdığı karakter olan tuhaf özel dedektif John Sugar’ın aslında bir uzaylı olduğu. Eski filmlere olan tutkusu, insanlığa roş bir bakış açısı kazandırmış ve tuhaf alışkanlıklarına katkı sağlamış; örneğin, evden asla takım elbise ve kravat olmadan çıkmıyor ve nedense tüm köpeklerin sevgisini kazanıyor. İlk sezonun sonunda, Sugar’ın diğer uzaylı dostları, kimliklerinin açığa çıkmasının ardından gezegeni terk etti. Ancak John, kaybolan kız kardeşiyle ilgili tamamlanmamış işlerini halletmek için geride kalır. Aynı zamanda insanları sevmekte ve onlardan ayrılmaya pek niyetli görünmemekte.
İkinci sezonun başlangıcında, John, yükselen bir bokserin kaybolan kardeşiyle ilgili yeni bir davayı üstleniyor ve bu durum onu Los Angeles’ın karanlık uyuşturucu ticareti bölgelerine götürüyor. Aynı zamanda, kız kardeşinin başına gelenler hakkında daha fazla bilgi edinmeye çalışıyor ve kendi türünden izole olmanın sonuçlarıyla başa çıkıyor. Periyodik olarak bir uzaylı iletişim cihazı üzerinden mesaj gönderiyor, ancak sadece sessizlik alıyor. Bu durum, John’u yalnızlık, şiddet ve nihayetinde aşk gibi yeni deneyimlerle yüzleşmeye zorluyor. Farrell’e göre, işte bu gelişim unsuru, Sugar’ın son macerasını ilginç kılıyor.
“Karakter nereden gelirse gelsin, bu her zaman insan durumunu incelemek için kullanılan bir araçtı,” açıklıyor. “İkinci sezon, belirlediğimiz karakter temeline saygı göstermek ve buna katkıda bulunarak, Sugar’ı kendinin yeni yönlerini keşfedeceği durumlara sokmak üzerine kurulu. Daha önce hissetmediği duyguları hissedeceği ve bunlarla başa çıkmak zorunda kalacağı anlar yaşayacak, ister romantik aşk olsun, ister şiddetle ilgili. Hiçbirimiz, belirli bir olay veya ortam karşısında respond vermemiz gerektiği an, neye kadir olduğumuzu tam olarak bilmeyiz. Bu, Sugar için de geçerli.”
Buna rağmen, sezon bazı önemli soruları John’un uzaylı kökenleri hakkında yanıtlıyor, ancak henüz hiçbir şeyi spoile edecek değilim. Ancak süregelen hikâyedeki en ilginç kısım, John’un gelişimi. Hâlâ harika bir dedektif ve düşünceli bir arkadaş; ancak hata yapıyor, kötü kararlar alıyor ve başkalarına yardım etmek için inançlarıyla çelişen şeyler yapıyor.
Yeryüzünde fazlaca zaman harcayan John, artık kendi türünden izole olduğuna göre, sevdiği insanlara daha çok benzemeye başlıyor. Bu da onu daha savunmasız hale getiriyor. Özellikle ikinci sezonda, John’un belki de en samimi anlarından biri karşımıza çıkıyor: çıplak veya yaralı değil, ama kot pantolon ve tişört giymekte, bu da onun klasik dedektif kıyafetinden oldukça farklı.
“Gerçekten de biraz garipti,” diyor Farrell. “Dışarıda kot ve tişörtle olmak biraz farklı bir his verdi.”

