Toy Story 5, Woody ve Buzz’ın insan dünyasındaki maceralarına devam ederken, çocukların ekranlar aracılığıyla büyümenin getirdiği zorlukları etkileyici bir şekilde ele alıyor. Film, teknolojiyi, hayatımızda kaçınılmaz bir unsur olarak çerçeveliyor ve bu durumun potansiyel yararlarından daha fazla zarar verebileceğini vurguluyor. Ancak hikaye, teknolojinin zarar verme potansiyeline rağmen, yeni cihazları hayatımıza ne zaman ve nasıl alacağımızı seçme gücümüzün hâlâ bulunduğunu öne çıkarıyor.
Toy Story 4’ten birkaç yıl sonra geçen film, artık sekiz yaşında olan Bonnie Anderson’ın (Scarlett Spears) çocukluğunun yeni bir aşamasına girdiğine odaklanıyor. Bonnie, yalnızken Jessie (Joan Cusack), Buzz (Tim Allen) ve Forky (Tony Hale) için karmaşık melodramlar yaratmakta hâlâ çok tutkulu ama yeni komşularıyla oyuncaklarla oynamaktan çekiniyor. Bonnie’nin anne babası, genellikle sosyal biri olan kızlarının diğer çocuklarla arkadaşlık kurmakta neden zorlandığını anlamakta güçlük çekiyor. Kızlarının büyüdüğünü fark eden ebeveynler, Bonnie’nin sınıf arkadaşlarının çoğunun zaten sahip olduğu Lilypad (Greta Lee) tabletlerden birine sahip olmasının zamanı gelmiş olabileceğini düşünüyor.
Lily’nin sürekli dinleme özelliği ve diğer akıllı cihazlarla arayüz oluşturma yeteneği, Bonnie’nin oyuncaklarını huzursuz etse de, tabletin onun hayatının merkezi haline gelmesi onları gerçekten korkutuyor. Lily’nin Pond platformu aracılığıyla Bonnie, diğer çocuklarla oyun oynayabiliyor ve yeni çevrimiçi arkadaşlarıyla grup sohbetlerine dalıyor. Eski oyuncaklar, kendilerini depoya kaldırılacak kadar önemsizleşmiş gibi hissetmeye başlıyor.
Toy Story 5, teknolojinin modern ilişkilerimizi nasıl şekillendirdiğini düşünceye sevk eden bir inceleme sunuyor çünkü Bonnie’nin hikayesinin, etrafındaki birçok insanın yaşadığı bir durum olduğunu gösteriyor. Lily’nin varlığı, Bonnie’nin oyuncakları için korkutucu bir gelişme olsa da, Woody (Tom Hanks) ve Bo Beep’in (Annie Potts) dış dünyada geçen maceralarında, her yaştan insanın saatlerce ekranlara odaklandığına tanıklık ediyorlar.
Filmin en komik tekrar eden şakalarından biri; Jessie ve arkadaşlarının, insanların cihazlarıyla kaydırmakla o kadar meşguldür ki, canlı oyuncakların çalıların arasından kaçtığını fark etmemeleridir. Teknolojinin yaygınlığı, Bonnie’nin oyuncaklarının geçersizleştiğini hissetmelerine yol açıyor. Ancak Toy Story 5, tüm cihazların doğası gereği kötü olduğu fikrinden uzaklaşıyor ve yeni aletlerle olan deneyimlerimizin, onları nasıl kullandığımıza bağlı olduğunu vurguluyor.
Film ayrıca, ebeveynlerin çocuklarının ekran süresini sınırlamakta neden zorlandığını da ustaca ele alıyor. Bonnie’nin ebeveynleri, kızlarının 24/7 tabletine yapışık kalmaması gerektiğini biliyor ama Lilypad’in, yaşındaki çocukların sosyalleştiği ve önemli bağlar kurduğu yer olduğunu yadsıyamazlar. Oyuncaklar, kendileriyle oynandıklarında stilize edilmiş fantastik bir dünyaya girdiği için, Lily ile geçirilen zamanın kızı hayal gücünün gerçek anlamda aydınlatmasına yardımcı olmadığını görebiliyor. Yine de, Lily, Toy Story 5’in karşıtı karakteri olarak, Bonnie’yi mutlu etme arzusu ile hareket ediyor.
Disney ve Pixar, izleyicilerin duygularına hitap etme konusunda her zaman başarılı olmuştur, ancak Toy Story 5, çağımızın büyük teknolojilerinin hayatımızda yarattığı tüm harika ve korkunç yanları yakalaması nedeniyle serinin eski günlerine dönüş gibi hissediliyor. Gelecekte, franchise’ın ana insani karakterinin geleneksel oyuncakların önemini hissetmediği bir yaşa geldiği için odak değiştirmek zorunda kalabileceği görülüyor. Öte yandan, teknolojik oyuncakların mevcut durumu, gelecekteki hikayeler için birçok konu sunuyor.
Toy Story 5’te Conan O’Brien, Craig Robinson, Shelby Rabara, Mykal-Michelle Harris, John Ratzenberger, Wallace Shawn, Bad Bunny, Keanu Reeves, Ernie Hudson, Lori Alan, Jay Hernandez, Kristen Schaal, Melissa Villaseñor ve Blake Clark da yer alıyor. Film, 19 Haziran’da vizyona girecek.
Bu yeni film hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Teknolojinin çocukların hayatlarındaki etkisi hakkında görüşleriniz neler?

