Ay’dan sonra, tüm dikkatler Mars ’a yönelmiş durumda. Süper güçler ve özel şirketler, uzay keşfini devrim niteliğinde değiştirebilecek olan bir gezegenler arası yolculuğun liderliği için birbirleriyle yarışıyor. Ancak, açıklanan amaçların arkasında, sahne arkasında bir jeopolitik savaş da sürüyor.
Teknolojik ve Politik Bir Mücadele
Tarih kendini tekrar ediyor. Soğuk Savaş’ı ve ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki Ay’a yolculuk yarışını hatırlıyor musunuz? Sovyetler, uzay misyonlarında öne çıkarak hızlı bir başlangıç yapmıştı, oysa Amerikalılar bu duruma kayıtsız kalamazdı. 1969’da Neil Armstrong’un Ay’a ayak basmasıyla NASA’nın zaferi pekişmiş oldu. Bugün ise benzer bir senaryo var, fakat yeni bir aktör var: Çin . Pekin, uzay conquisti alanında parlamak istiyor ve ABD’ye karşı sağlam bir rakip olarak kendini konumlandırıyor.
Donald Trump’ın, Amerikalıların Mars ’a ayak basmasının “açık kaderi” şeklindeki açıklaması, rekabeti yeniden alevlendirmiş durumda. Uzay ajansları ve özel şirketler, bazen oldukça iddialı projelerini hayata geçirmek için çaba harcıyor. İyi organize olan iletişimler ve gerçek ilerlemeler arasında hangisinin gerçekte hayata geçeceğini bilmek zor. Ancak bir şey kesin: uzay, bir kez daha önemli bir stratejik mesele hâline geliyor.
Sorun şu: yolculuk süresi. Bugün, insanlı bir misyon Mars’a gitmek altı ay sürdürüyor, orada bir yıl geçiriliyor (gezegenlerin yeniden hizalanması için) ve geri dönüş yolculuğu yine altı ay sürüyor. Yaklaşık iki yıl süren bir odyseya , radasyona uzun süre maruz kalma, mikrogravitasyonun insan vücudu üzerindeki etkileri ve karmaşık lojistik gibi gerçek tehlikeleri barındırıyor. Peki, bunu daha iyi bir şekilde nasıl yapabiliriz?
Mars’a 45 Günde Ulaşmak Mümkün mü?
On yıllardır NASA, geleneksel kimyasal propulsiyon sistemlerinden daha hızlı ve verimli bir motor üzerinde çalışıyor. En ciddi araştırmaların başında nükleer termal propulsiyon (NTP) geliyor. Bu nasıl çalışıyor? Bir nükleer reaktörde genellikle hidrojen gazı ısıtılıyor ve ardından yüksek hızda dışarı atılarak çok daha güçlü bir itiş gücü sağlanıyor. Bu sistemle, Mars ’a sadece 45 günde ulaşmak mümkün olabiliyor. Nükleer araştırmaların önemli bir aktörlerinden General Atomics, bu teknolojide büyük bir sıçrama yaptığını duyurdu. GA-EMS Başkanı Scott Forney, son testlerin sonuçlarından oldukça memnun: “Bu işletim koşullarında yakıtın dayanabileceğini kanıtlayan olumlu sonuçların yanında, cislunar ve derin uzay misyonları için güvenli ve güvenilir nükleer termal propulsiyonun gerçeğe dönüşmesine daha da yaklaşmış durumdayız.”
Nasa ve DARPA tarafından yönetilen DRACO programı, 2027’de bir NTP motorunu göstermeyi planlıyor. Ancak, zorluklar devam ediyor: ultra dayanıklı malzemeler, uzaydaki ısı yönetimi ve en önemlisi, bir nükleer reaktörün bulunduğu bir araçtaki astronot güvenliği. Bu arada, SpaceX kimyasal propulsiyon alanında, Starship roketi ile ilerlemeye devam ediyor; bu roket interplanetary görevler için tasarlandı. Elon Musk, yeniden kullanılabilir roket yatırımlarında bir adım önde fakat nükleer propulsiyon mümkün hale gelirse, beklenmedik bir rekabetle karşı karşıya kalabilir. Ayrıca, 2033’e kadar insanlı bir misyon hedefleyen Çin ’in yükselişi ile birlikte, ABD ile olan mücadele oldukça şiddetli görünmekte. Bu durumda, kimin önce varacağı kesin olarak tahmin edilemiyor.

