Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK), 6 Şubat Kahramanmaraş Depremleri Sonrası Yerbilimleri Çalışmalarını içeren bir seminer düzenledi. Seminerde TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal açılış konuşmasını gerçekleştirdi.  Dokuz Eylül Üniversitesi, Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi (DAUM) Müdürü Doç. Dr. Ökmen Sümer, TÜBİTAK MAM İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik Başkan Yardımcılığı, Yer Bilimleri Araştırma Grubu’ndan Doç. Dr. Mehmet Ergin ve Yüksek Mühendis Aylin Karaaslan, Dr. Adil Tarancıoğlu’nun moderatörlüğünde deprem çalışmalarını aktardı.

TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal “Doğa Kaynaklı Afetlere Karşı Bilim Odaklı Birlikte Çalışma ve Birlikte Başarma” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.

Küresel Riskler Değerlendirmeleri ve Çözüm Odaklılığın Artan Gerekliliğinden bahseden Mandal, “Çözüm gerektiren en öncelikli küresel riskler iklim değişikliği ile mücadele, doğal afetler ve iklim olayları, biyoçeşitliliğin kaybı gibi çevresel riskler olmaya devam ederken Ar-Ge ve yenilik süreçlerinde dönüşümün önemi ile  birlikte geliştirme odaklı nitelikli bilgi ve nitelikli insan kaynağı gereksinimi önemini artırıyor.” dedi.

Riski yönetmediğiniz sürece krizi  yönetmeniz mümkün değil”

“Hem kısa hem de uzun vadede en şiddetli küresel risklerin arasında aşırı hava olayları, yer sisteminde kritik değişiklikler ile diğer çevresel, teknolojik, ve toplumsal riskler yer alıyor” diyen Mandal, risk yönetimi ve kriz yönetiminin önemine vurgu yaptı, “Riski yönetmediğiniz sürece krizi  yönetmeniz mümkün değil” diye konuştu.

Küresel Risklerin aynı zamanda önemli fırsatlar da oluşturduğunu kaydeden TÜBİTAK Başkanı, yer sisteminde kritik değişikliklerin diğer riskler ile etkileşimleri olduğunu ve doğal kaynaklar, biyolojik çeşitlilik, aşırı hava olayları ve çevre kirliliği ile sağlık, göç ve ekonomi ile karmaşık bağlarına dikkati çekti.

Uluslararası Politikalar ile Afetlere Dayanıklılık konusuna da değinen Mandal, “Afet risklerinin azaltılması için dar anlamda algılanan teknik bir disiplinden, sürdürülebilir kalkınma üzerine odaklanan geniş anlamda küresel bir eylem safhasına geçiş yapıldı.” ifadelerini kullandı.  Çevreye duyarlı, afetlere duyarlı ve bilimsel temelli yüksek teknoloji ile çözüm arayan müreffeh Türkiye hedefiyle çalışmaların devam ettiğini belirten Mandal, On İkinci Kalkınma Planındaki Afet Yönetimine Bakışdan bahsetti, “Afet yönetimi kapsamında On İkinci Kalkınma Planımızda vurgulanan hususların arasında afet risk ve zararlarının azaltılması, bütünleşik afet yönetimi, dirençlilik ve iş birliği yer alıyor. Yerleşim yerlerinin ve toplumun afetlere karşı dirençliliğinin arıttırılması, afet risk ve zararlarının azaltılarak can ve mal kayıplarının asgari düzeye indirilmesi, afet yönetiminin tüm süreçlerinin etkin bir şekilde yürütülmesi, toplumun ve tüm kuruluşların afet farkındalığının artırılması temel amaç olarak öne çıkıyor.” diye konuştu. Prof. Dr. Mandal “Afetlere karşı yaşam alanları sürdürülebilir bir çevre altındaki bazı başlıklar afet risk ve zararlarını azaltıcı çalışmaların yürütülmesinin gereksinimi kurumsal koordinasyon yani sadece bu işi bireysel başarı değil bir topyekun bütünleşik afet yönetimi sistemi ve bununla ilgili yapılacak olan tüm dirençlilik odaklı çalışmalar bu bizim öncelikli alanlarımız  TÜBİTAK olarak destek programlarımız kapsamında.” vurgusu yaptı.

“TÜBİTAK 2023-2024 Öncelikli Ar-Ge ve Yenilik Konularında Deprem Araştırmalarının ön plana çıkıyor”

Prof. Dr. Mandal, TÜBİTAK 2023-2024 Öncelikli Ar-Ge ve Yenilik Konularında Deprem Araştırmalarının ön plana çıktığına vurgu yaparak “Afet öncesi, sırası ve sonrasına yönelik araştırmalar ve teknolojiler Ülkemizin afetlere dayanıklılığını artıracak 12 Ar-Ge ve Yenilik konusu ile destek programlarımızda önceliklendirilecek. “ dedi.

Söz konusu başlıkların bilim insanları ve ülke politikalarının gündeminde olduğunu kaydeden Mandal, “O yüzden biraz önceki konuşmamın başlığında ifade etmeye çalıştığım burada sadece bilim temelli çalışma noktasını kullanırken aynı zamanda birbirinden öğrenerek yeni bilgi üretme zorunluluğu ile bu tipteki sorunların üstesinden gelmek daha anlamlı olabilecek.” İfadelerini kullandı.

Ülkemizde Deprem Gerçeği üzerine Birlikte Çalışmanın gerekli olduğunun altını çizen Mandal, “Türkiye, sınırları içerisinde Kuzey Anadolu Fay Hattı, Doğu Anadolu Fay Hattı ve Batı Anadolu Fay Hattıyla deprem kuşağında bulunuyor oluşu deprem risklerinin anlaşılması, risk azaltıcı tedbirlerin alınması ve çoklu tehlikelere karşı hazırlık kapasitesinin artırılması kritik önem taşıyor. TÜBİTAK olarak Deprem Araştırmalarında İhtiyaçlar Doğrultusunda TÜBİTAK Araştırma Programları geliştirmeye devam ediyoruz. Daha etkili sonuçlar için deprem araştırmalarında ihtiyaçlar doğrultusunda mevcut araştırma programlarımızı geliştiriyor ve yeni programlar oluşturuyoruz; Platform Desteği, 1001 Deprem Araştırmaları Özel Çağrısı Özel Çağrılar ve Doğal Afetler Odaklı Saha Çalışmaları Acil Destek Programı gibi afet öncesi, sırası ve sonrasına yönelik planlamalar yapıyoruz” ifadelerini kullandı. 

Bilim tabanlı yaklaşıma ihtiyaç olduğunu kaydeden Mandal, “Açık bilimi orta koymalıyız. Kurumsal seferberlik de önemli” vurgusu yaptı.

“61 kurumdan 600’e yakın araştırmacıyı saha çalışmalarını içeren 124 projede buluşturduk”

Elazığ Sivrice depremi sonrası depreme yönelik bakış açısının değiştiğinden bahseden Mandal, Araştırmacılarımızla görüşmemiz sonrasında saha araştırmasının hemen depremin ardından yapılmasının öneminin farkına vararak 1002-C programını devreye soktuk. Kahramanmaraş merkezli depremlerin odağında da çok disiplinli TÜBİTAK Deprem Araştırmaları yapıldı.  61 kurumdan 600’e yakın araştırmacıyı saha çalışmalarını içeren 124 projede buluşturduk.” Dedi.

Kahramanmaraş Depremlerinin Akademik Araştırmalardaki yerinden de bahseden Mandal, “1 yılda 41 Ülkeden araştırmacılar, disiplinlerarası çalışmalar ile Kahramanmaraş Depremleri’nin nedenlerini ve yıkıcı etkilerini araştırmış 152 makalede sonuçlarını yayınladı” diye konuştu.

Kahramanmaraş Depremleri Odaklı Bilim Temelli Seferberlik ilan ettiklerini kaydeden Mandal TÜBİTAK olarak ihtiyaçlara yönelik destek programları oluşturduklarını kaydetti, BİÇABA, BİNBİRÇABA ve TEKNOÇABA gibi özel programlar oluşturduklarını kaydetti.

Türkiye Diri Faylarının Paleosismolojik Özelliklerinin Belirlenmesi Araştırma Platformunun nasıl kurulduğunu da anlatan Mandal, “‘Türkiye Diri Faylarının Paleosismolojik Özelliklerinin Belirlenmesi Araştırma Platformu’ kapsamında Ülkemizde nüfusun yoğun olduğu yerleşim alanlarının olası yıkıcı depremlerde uğrayacağı zararların en aza indirilmesine olanak sağlayacak veriler oluşturacak. Diri fay/fay segmentleri üzerinde paleosismoloji temelli çalışmalar yapılarak diri fayların deprem üretme karakteristikleri belirlenecek ve üretilecek bu veriler ile çok segmentli kırılma senaryolarına bağlı olarak oluşabilecek tahmini en büyük deprem büyüklüğü ve zamanı belirlenecek. Türkiye Diri Faylarının Paleosismolojik Özelliklerinin Belirlenmesi Araştırma Platformu’ ile nitelikli bilgi üretilerek, nitelikli insan kaynağı yetiştirilecek, olası depremlere karşı zarar en aza indirgenecek” ifadeleriyle çalışmaların önemine vurgu yaptı.

AFAD ile birlikte ortak çağrıya çıktıklarını kaydeden açıklayan Mandal, 1003 TÜBİTAK-AFAD UDAP Afet Risk Azaltma Araştırmaları Ortak Çağrısı ile depremin yıkıcı etkilerini azaltma yönünde tüm disiplinler arasında temeli atılan iş birliğinin deprem riskini azaltma stratejilerinin oluşturulması, yönlendirilmesine ve toplumsal deprem afeti bilincinin oluşması yönünde etki sağlayacağını kaydetti.

Şubat Afet Bölgesinde Artçı Deprem & Sismik Tehlike Çalışmalarımız ve Paleosismoloji Araştırma Platformuna ilişkin Sanal Konferansın oldukça önemli olduğunu belirten Mandal, “Daha güvenli bir geleceğe adım atabilmemiz için depremlere karşı bilinçlendirmek, riskleri azaltmak ve afetlere daha etkili bir şekilde hazırlıklı olmak için önemli bir platform sağlayan bu tür etkinlikler çok kıymetlidir.” değerlendirmesinde bulundu.

Artçı Deprem Çalışmalarımız

TÜBİTAK MAM İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik Başkan Yardımcılığı, Yer Bilimleri Araştırma Grubu’ndan Doç. Dr. Mehmet Ergin de Artçı Deprem Çalışmalarımıza ilişkin bir sunum gerçekleştirdi.

Ergin, “TÜBİTAK MAM’da yürütülmekte olan Büyük Deprem Sonrası Acil Gözlem Araştırmaları (DEPAR-II) Projesi kapsamında 6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş Pazarcık (Mw=7.8) ve Elbistan (Mw=7.6) depremlerinin hemen ardından TÜBİTAK MAM Yer Bilimleri Araştırma Grubu 2 ekip olarak deprem bölgesine giderek 8 adet artçı deprem gözlem istasyonu kurmuştur. Bölgede farklı proje kapsamında halihazırda işletilmekte olan 7 adet sismoloji gözlem istasyonları ile birlikte toplam 15 deprem gözlem istasyonunda artçı depremler gerçek zamanlı olarak 7/24 izlenmiştir. Yoğun şekilde devam eden artçı depremlerin kayıtları merkezimize aktarılarak veri işlem çalışmaları anlık olarak sürdürülmüştür.” dedi.

TÜBİTAK MAM ile  University of Missouri ve Georgia Tech işbirliği ile hayata geçirilen NSF (National Science Foundation) RAPID proje çalışmalarına da değinen Ergin, “Mayıs-Ağustos döneminde Malatya, Adıyaman, Kahramanmaraş, Kayseri, Osmaniye, Adana, ve Hatay illerini kapsayacak şekilde 200’un üzerinde geçici sismoloji istasyonu kurularak artçı deprem çalışmaları yapılmıştır. Proje kapsamında bölgede kurulan son teknoloji ölçüm sistemleri ile toplanan veriler deprem parametrelerinin yüksek hassasiyetle belirlenmesini, uygulanacak yapay zeka çalışmaları ile birlikte bölgeyi tehdit eden fay sistemlerindeki sismik etkinliğin detaylı şekilde ortaya konması mümkün olacaktır.” diye konuştu.

Ergin, “Çalışmalardan elde edilen ilksel sonuçlar ulusal ve uluslararası konferanslarda sunulmuş olup, elde edilen bulguların paylaşılacağı uluslararası yayın tamamlanma aşamasındadır.” ifadelerini kullandı.

Paleosismoloji çalışmalarımız

Dokuz Eylül Üniversitesi, Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi (DAUM) Müdürü Doç. Dr. Ökmen Sümer de paleosismoloji çalışmalarımıza ilişkin bir sunum gerçekleştirdi.

Sümer, “TÜBİTAK KAMAG 1007 Programı kapsamında desteklenen ve TÜBİTAK MAM yönetiminde sürdürülmekte olan “Türkiye Diri Faylarının Paleosismolojik Özelliklerinin Belirlenmesi Projesi”nde, AFAD ve MTA ihtiyaç makamı kurumlar, Türkiye Belediyeler Birliği ise proje sonuçlarının yerel yönetimlerce uygulanmasını teşvik edecek kuruluş olarak yer almaktadır. 14 yürütücü ve 8 paydaş olmak üzere 22 üniversitemizden 100 araştırmacı ve 90 TÜBİTAK bursiyerinin yer aldığı Kamu-üniversite işbirliğinde yürütülen 115 milyon lira büyüklüğündeki projenin ana finansmanı TÜBİTAK, %20 oranla eş finansmanı ise AFAD’dır. Proje kapsamında toplam 128 fay segmentinde gerçekleştirilecek olan çalışmaların 51’i MTA öz kaynakları ile yapılacaktır. “ dedi.

“Bilim insanlarımız diri fayların geometrilerini, ilgili fay segmentlerinde depremlerin tekrarlanma periyotlarını, son yüzey kırılması tarihlerini, kayma hızlarını ve her bir depremdeki ortalama kayma miktarına ilişkin bilgileri en güncel yöntemler ve öz kaynaklarımızla sürdürülebilirliğini sağladığımız uluslararası standartlardaki TÜBİTAK MAM AMS Laboratuvarı’nda yapılacak analizler ile belirleyeceklerdir.” vurgusu yapan Sümer, “ Yapılacak çalışmalarla belirlenecek diri fay özellikleri yerleşim alanları için gerçekçi deprem senaryolarının ortaya konmasına olanak sağlayacaktır. Kurumların veri tabanlarının geliştirilmesine katkı sağlayacak bu çalışma AFAD tarafından oluşturulan Türkiye Deprem Tehlike Haritası’nın güncellenmesinde kullanılacak önemli bir veri kaynağı olacaktır. Kurulan platform ile elde edilecek bilimsel çıktılar, deprem risklerinin azaltılması ve afet dirençli şehirlerin altyapısının oluşturulmasında en önemli bileşenlerden bir tanesi olacaktır.” değerlendirmelerinde bulundu.

Deprem Tehlike ve Risk Değerlendirme Çalışmalarımız

Yüksek Mühendis Aylin Karaaslan da Deprem Tehlike ve Risk Değerlendirme Çalışmalarına ilişkin bir sunum gerçekleştirdi. Karaaslan, “Yalova, Kocaeli, Bursa, Balıkesir ve İstanbul’da tamamladığımız Sismik Tehlike Değerlendirme çalışmalarımız ve 2020 yılında Gaziantep ilinde bölgenin deprem tehlikesine yönelik olarak başlatılan “Gaziantep ili Sismik Tehlike Değerlendirme Projesi”nde Gaziantep ilini tehdit eden fay segmentleri için oluşturulan sismik tehlike haritaları, yerel zemin koşullarını tanımlayan zemin sınıfı ve temel titreşim frekansı haritalarının oluşturulmasına yönelik çalışmalar yapılmıştır. Yapı ve nüfus envanterleri ile birlikte yapılan analizler ile Gaziantep ili için Deprem Risk analizleri de gerçekleştirilerek oluşturulan raporlar ilgili mercilere sunulmuştur.” ifadelerini kullandı.

 



kaynak: tubitak.gov.tr